Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı-15/05/2001

I. 1990-1999 DÖNEMİNDE EKONOMİDE OLUŞAN TEMEL SORUNLAR
1. Türkiye ekonomisi 1990’lı yıllardan itibaren sıklaşan aralıklarla krizlerle karşı karşıya kalmıştır. Yaşanan bu krizlerde dışsal etkenlerin de rolü olmakla beraber krizlerin başlıca nedenleri:
(i) sürdürülemez bir iç borç dinamiğinin oluşması ve
(ii) başta kamu bankaları olmak üzere mali sistemdeki sağlıksız yapının ve diğer yapısal sorunların kalıcı bir çözüme kavuşturulamamış olmasıdır.

A. Sürdürülemez İç Borç Dinamiği
2. Kamu kesimi toplam borç stokunun (net) GSMH’ye oranı 1990 yılında yüzde 29 iken, bu oran 1999 yılı sonunda yüzde 61’e ulaşmıştır. İç borç stokundaki artış ise daha çarpıcıdır. 1990 yılında yüzde 6 olan net iç borç stokunun GSMH’ye oranı 1999 yılında (kamu bankalarının görev zararları dahil) yüzde 40,9’a çıkmıştır. 2000 yılında ise bu oran yüzde 38,8 olmuştur.
3. Borç stokundaki bu artış, 90’lı yılların ilk yarısında yüksek oranlarda seyreden faiz dışı kamu açıklarından kaynaklanmış, ikinci yarıda ise yüksek reel faizlerin etkisi ile belirgin hale gelmiştir. Nitekim 1990-1994 döneminde yıllık ortalama olarak faiz dışı denge GSMH’nin yüzde 4,5’i oranında açık verirken, enflasyondan arındırılmış faiz ödemelerini de içeren işlevsel kamu açığı yüzde 8,3 olmuştur. 1995-2000 döneminde faiz dışı denge GSMH’nin binde 1’i oranında fazla verirken, işlevsel denge yüzde 5,8 açık vermiştir. Bir diğer deyişle faiz dışı denge önemli ölçüde iyileşirken, reel faiz düşmediği için enflasyondan arındırılmış faiz ödemeleri artmaya devam etmiş ve olumsuz borç dinamiği devam etmiştir.
4. Yüksek kamu açıklarının yanısıra 1994 yılından sonra kamu kesiminin net dış borç ödeyici durumunda olması, yeterince derin olmayan yurtiçi mali piyasalar üzerinde baskı oluşturmuş ve reel faiz oranlarının yüksek seviyede kalmasına yol açmıştır. Bu dönemde, yüksek ve değişken enflasyon ortamı risk primini artırmak suretiyle reel faiz oranlarının yüksek seyretmesinde etken olan bir diğer unsur olmuştur. 1992-1999 döneminde yıllık ortalama GSMH büyüme hızı yüzde dördün altında kalırken, iç borçlanma reel faiz oranı yüzde 32 olmuştur. Yüksek reel faizler kamu kesiminin borçlanma ihtiyacını daha da artırmış ve hergün Türkiye’yi daha zor bir duruma götüren bir borç-faiz kısır döngüsünü ortaya çıkarmıştır. Borç stokundaki artışla birlikte bu durumun sürdürülemez olduğu açıktır.
5. 1990’lı yılların ikinci yarısında borç stokundaki hızlı artışta reel faizlerin seviyesi belirleyici olmuştur. Dolayısıyla, reel faizleri aşağı çekmek için şart olan borç-faiz kısır döngüsünün çözülmesinde, kamu gelir ve harcamalarında kalıcı bir iyileşmenin sağlanması ve risk primini düşürmek için de enflasyonu artık yenmemizin şart olduğu açıktır. Halbuki son on yıllık dönemde kamu açıklarının artmasında bazı faktörler etkili olmuştur. Bu faktörlerin başlıcaları;

i. Özellikle görev zararları başta olmak üzere bazı harcamaların kamu bankaları kanalıyla şeffaf olmayan bir şekilde karşılanması,
ii. Kamu sektöründeki aşırı istihdam politikası ve verimlilikle uyumlu olmayan maaş ve ücret artışları uygulaması,
iii. Kamu yatırım proje stokunun, yüksek maliyet ve verimsizliğe yol açabilecek şekilde aşırı artması,
iv. Sosyal Güvenlik Kurumlarının aktüeryal dengelerinin bozulması nedeniyle açıklarının hızla yükselmesi,
v. Yanlış tarımsal destekleme politikaları nedeniyle ihtiyaca cevap vermediği halde sürekli artan harcamalar,
vi. Ekonomik etkinliğe ters düşen müdahalelerle yönlendirilen, yüksek maliyetle ve verimsiz olarak çalışan büyük bir Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) sisteminin oluşması,
vii. Merkezi idarenin kontrolü dışında kalan bütçe dışı fonlar ve döner sermayelerin harcamalarındaki artış ve bu suretle kamu maliyesinde bütünlük ve disiplinin bozulmasıdır.

6. Bu yapı kamu harcamalarının şeffaf olmayan bir şekilde yapılmasına, yönetimin kamuoyu tarafından yeterince denetlenememesine ve toplumun tüm kesimlerinin ihtiyaçlarını bağdaştıracak ve etkinliği sağlayacak kaynak tahsisinin ortaya çıkmamasına yol açmıştır.
7. Kamu gelirlerinde ise temel sorun, yüksek vergi oranlarına rağmen vergi tabanının yeterince yaygınlaştırılamaması nedeniyle toplam vergi tahsilatının yetersiz kalması ve vergi yükünün adaletsiz bir biçimde dağılmasıdır.
8. Bu yapı nedeniyle, bütçe açığının yüksek maliyetli iç borçlanma ile karşılanması, faiz giderlerinin bütçe içerisindeki payını hızla artırmıştır. Nitekim, 1990 yılında toplanan her 100 liralık vergi gelirinin 31 lirası faiz ödemek için kullanılırken, 1999 yılında bu rakam 72, 2000 yılında da 77 liraya yükselmiştir. Bu gelişmelerin sonucunda devlet eğitim, sağlık, adalet gibi asli fonksiyonlarına yeterli kaynak ayıramaz hale gelmiştir.

B. Mali Sistemdeki Sorunlar
9. Kamu bankalarına devlet tarafından verilen tarım kesimi ile küçük ve orta boy işletmeleri destekleme görevi sonucunda oluşan zararların zamanında ödenmemesinin yanısıra, uzun yıllardır devam eden ve ekonomik etkinliğe ters düşen müdahaleler ve kamu bankalarının yönetim sorunları bu bankaların mali bünyelerini önemli ölçüde bozmuştur. Kriz ortamında kamu bankalarının devletten olan alacaklarının ortaya çıkardığı finansman ihtiyaçlarını kısa vade (hatta gecelik) ve yüksek maliyetle piyasadan karşılamaları bir yandan zararlarının gittikçe artmasına, diğer yandan da mali sektörde istikrarsızlık unsuru olmalarına yol açmıştır. Bu durum, piyasalarda faiz oranlarının yüksek seviyelerde seyretmesine neden olmuştur. Sonuç olarak, kamu bankaları bankacılık işlevlerini yerine getiremez hale gelmiş ve bu bankalar Türkiye’deki toplam mevduatın yüzde 40’ını toplarken krediler içindeki payları yüzde 26’da kalmıştır.
10. Kamu kesimi borçlanma ihtiyacının yüksekliği, özel bankaların reel ekonomiye kaynak sağlamaktan uzaklaşarak kamu açıklarını finanse etmeye yönelmelerine yol açmıştır. Devlet iç borçlanma senetlerinin mevduat bankalarının toplam aktifleri içindeki payı 1990 yılında yüzde 10’dan, 1999 yılında yüzde 23’e çıkmıştır. Aynı dönemde özel sektöre açılan kredilerin toplam aktifler içindeki payı ise yüzde 36’dan yüzde 24’e gerilemiştir. Böylece bankalar üreticiyi ve reel ekonomiyi yeterli ölçüde destekleyememiştir.
11. Yüksek enflasyon ortamı ve belirsizlikler tasarruf sahiplerinin kısa vadeye yönelmesine yol açmış, bankaların varlık ve yükümlülükleri arasındaki vade uyumsuzluğunu artırmıştır.
12. Yüksek ve değişken enflasyon ile süratle artan borç stoku neticesinde TL’ye olan güvenin zayıflaması para ikamesini de hızlandırmıştır. Döviz tevdiat hesaplarının repo dahil toplam mevduat içindeki payı 1990 yılında yüzde 25’ten 1999 yılında yüzde 42’ye yükselmiştir.
13. Bu gelişmenin yanısıra, bankaların yüksek faizli kamu kağıtlarını yurtdışından temin ettikleri kaynaklarla fonlamaları bankaları kur riskine duyarlı hale getirmiştir.
14. Mali sektörde ortaya çıkan bu yapı, krizlerin derinleşmesine neden olmuş ve uygulanan programların başarısını engellemiştir.

II. 2000 YILI ENFLASYONLA MÜCADELE PROGRAMI VE GELİŞMELER
15. Ciddi krizlere zemin hazırlayan istikrarsız yapının daha fazla sürdürülebilmesinin mümkün olmadığı bu ortamda, 2000 yılı başında enflasyonu düşürmek ve ekonomide büyüme ortamını yeniden sağlamak amacıyla kapsamlı bir ekonomik program uygulamaya konulmuştur. Programın uygulanması sürecinde kamu açıklarının azaltılması ve yapısal reformlar alanında önemli adımlar atılmıştır.
16. Programın uygulanmaya konulmasıyla birlikte faiz oranları hızla düşmüş, enflasyon son 14 yıldır ilk defa yüzde 30’un altına gerilemiş, üretim ve iç talep canlanmaya başlamıştır. Sürdürülen politikalar ve yapılan düzenlemeler Türkiye’nin ekonomik altyapısını güçlendirmiştir.
17. Ancak, Türk Lirası’nın beklenenin üzerinde reel değer kazanması, iç talepte görülen hızlı canlanma, ham petrol, doğal gaz gibi enerji fiyatlarının artması ve Euro/Dolar paritesindeki gelişmeler sonucunda 2000 yılında cari işlemler açığı artmıştır. Diğer ülke deneyimlerinin de gösterdiği üzere döviz kuruna dayalı istikrar programı uygulayan ülkelerde cari işlemler dengesi olumsuz yönde etkilenmektedir.
Ancak Türkiye’de cari işlemler açığındaki artış beklenenin üzerinde gerçekleşmiştir. 18. Bu gelişme iç ve dış piyasalarda mevcut kur sisteminin sürdürülebilirliği ve cari işlemler açığının finansmanı konusundaki endişeleri artırmıştır. Artan cari işlemler açığının yanısıra yapısal reformlar konusunda yılın ikinci yarısında yavaşlama olması, bazı önemli kamu işletmeleriyle ilgili çalışmaların hedefe ulaşmaması, kamu bankalarına ilişkin düzenlemelerde yaşanan sorunlar, politik belirsizlikler ve Arjantin ekonomisindeki gelişmelerin de etkisiyle uluslararası sermayenin gelişen piyasalara daha ihtiyatla yaklaşması, 2000 yılının ikinci yarısında Türkiye’ye dış kaynak girişinin azalmasına yol açmıştır.
19. Uygulanmakta olan kur çıpasına dayalı para politikası gereği likidite yaratım mekanizmasının döviz girişine dayandırılmış olduğu bir yapıda dış kaynak imkanlarındaki bu daralma likiditedeki artışın da yavaşlamasına yol açmıştır. Bu durum, özellikle yabancı yatırımcıların uygulanmakta olan programın sürdürülebilirliği konusundaki endişelerini artırmıştır.
20. Kasım ayının ikinci yarısında kısa vadeli faizlerde yaşanan sıçrama ile eşanlı olarak tahvil-bono ve hisse senedi fiyatları keskin bir biçimde düşmüştür. Yabancı yatırımcıların ülkeyi terketme çabaları sonucunda Merkez Bankası 6 milyar dolar civarında döviz satışında bulunmuş ve döviz rezervleri azalmıştır.
21. 2000 yılında bankacılık sisteminin kısa vadeli dış borç kullanımı artmıştır. Kriz sırasında yabancı bankaların kredilerini geri çağırmaları, rezervlerin erimesine ve döviz kuru üzerinde baskı oluşmasına neden olmuştur.
22. Kasım krizi sonrasında alınan önlemler ve IMF ile varılan anlaşma sonucunda mali piyasalardaki dalgalanmalar kısmen giderilmiş, Merkez Bankası’nın döviz rezervleri artmış ve faiz oranları kriz ortamına göre önemli ölçüde gerilemiştir. Krizin çözümünde özel sektörün katılımının sağlanması için de çaba gösterilmiştir. Bu doğrultuda krizi takiben yabancı bankaların yerli bankalara kullandırdıkları kredilerin geri çağrılmaması için 2000 yılı Aralık ayında yabancı banka yetkilileri ile görüşmeler yapılmış ve yabancı kreditörler bankalararası ve ticari kredi kanallarının açık tutulacağına ilişkin taahhütte bulunmuşlardır. Devletin bankacılık sisteminin yükümlülüklerine ilişkin getirdiği garantiler de bu anlaşmayı kolaylaştırmıştır. Ancak mali kesimin riskleri ve ekonominin krize karşı duyarlılığı bu ortamda daha da artmıştır. Nitekim yaşanan gelişmeler ekonomideki risklilik algılamasını yükseltmiş ve Şubat ayında yeni bir krizin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.
23. Sonuç olarak 2000 yılı başında uygulamaya konulan programda sürüklenen çıpa sisteminden çıkış için bir strateji ortaya konulmuş olmasına rağmen, söz konusu finansal ve ekonomik gelişmeler Türk Lirası’nın planlanan tarihten daha önce dalgalanmaya bırakılmasını gerektirmiştir.
24. Bankacılık sektörü Kasım krizi sonrasında faiz riski, Şubat krizi sonrasında ise hem faiz hem de kur riski sonucu önemli kayıplarla karşı karşıya kalmıştır. Krizlerden sonra, başta kamu bankaları olmak üzere, bankacılık sisteminin yeniden yapılandırılması için ihtiyaç duyulan kaynaklar kamu maliyesi üzerine önemli bir yük getirmiştir.
25. Mali kesimin içinde bulunduğu durum, dış borçlanma imkanlarındaki daralma, hızla yükselen faizler kamunun iç borçlarını çevirebilme kabiliyetini önemli ölçüde daraltmıştır.
26. Bu durumla karşılaşan ekonomi yönetimlerinin önünde üç seçenek mevcuttur.

i. Borcu para basarak ödemek: böyle bir yola sapmak veya sapılıyormuş gibi gözükmek Türkiye’nin şartlarında hiperenflasyon tehlikesini yaratır ve ülkeyi daha da büyük bir felakete götürme ihtimalini doğurur.
ii. Borcu ödememek veya tek yönlü kararlarla yeniden yapılandırmaya çalışmak: bunu denemek devletin gerek iç, gerekse dış piyasalardan, itibar kaybı nedeniyle uzun süre dışlanmasına ve Türkiye’de ekonomi yönetimine zaten çok sarsılmış olan güvenin tamamen ortadan kalkmasına yol açabilir. Böyle bir yola sapmak son derece tehlikeli ve sarsıcıdır.
iii. Üçüncü, ve Türkiye’nin şartları göz önünde tutulduğunda, tek doğru seçenek, çok güçlü bir ekonomik reform programını hazırlayıp bu programa uygun şartlarla resmi kanallardan yeterli dış finansman sağlamaktır. Böyle bir program mutlaka önemli bir faiz dışı bütçe fazlasını içermek zorundadır. Ayrıca, ekonomide borç-faiz-büyüme dinamiğini olumlu yöne dönüştürmek için çok ciddi, verimliliği, yönetim anlayışını ve dolayısıyla büyüme hızını düzeltecek yapısal reformların gerçekleştirilmesi böyle bir stratejinin diğer olmazsa olmaz boyutudur. Resmi kanallardan sağlanabilecek dış kaynak ekonominin çökmesini önleyip reel sektörün nefes alabilmesi için bir “köprü kredi” olarak kabul edilmeli ve kazanılan vakitle yapısal reformların hızla uygulanması sağlanmalıdır.

III. GÜÇLÜ EKONOMİYE GEÇİŞ PROGRAMI

A. Programın Temel Amaç ve Araçları
27. Yeni programın temel amacı, döviz kuru rejiminin terk edilmesi nedeniyle ortaya çıkan güven bunalımı ve istikrarsızlığı süratle ortadan kaldırmak, bu amaçla eski alışkanlıklara bir daha geri dönülmesine imkan vermeyen yeni ve çağdaş kurumsal yapıları oluşturmak, iktisadi etkinliği sağlayacak yapısal reformları gerçekleştirmek, makroekonomik politikaları enflasyonla mücadelede etkin bir şekilde kullanmak, sürdürülebilir büyüme ortamını temin etmek, kişiler ve bölgeler arasındaki gelir dağılımı bozukluklarını gidermektir.
28. Bu doğrultuda; öngörülen hedeflere ulaşılması, ekonominin ve karar alma süreçlerinin yeniden yapılandırılması konusunda program kesin ve sürekli bir siyasi taahhüdü ve desteği içermelidir.
29. Yeni programda bu temel hedefler çerçevesinde;

i. Kamu bankaları ve TMSF bünyesindeki bankalar başta olmak üzere bankacılık sektöründe hızlı ve kapsamlı bir yeniden yapılandırma sonucunda mali piyasaların etkin bir biçimde işlemesi ve bankacılık kesimi ve reel sektör arasında sağlıklı bir ilişkinin yeniden kurulması,
ii. Kamu kesiminde elverişsiz konjonktüre rağmen program döneminde çok yüksek bir faiz dışı fazla verilmesi ve kamu finansman dengesinin yapısal dönüşümlerle de desteklenerek bir daha bozulmayacak bir biçimde güçlendirilmesi,
iii. Dalgalı kur rejimi çerçevesinde enflasyonla mücadeleye dönük aktif bir para politikası uygulanması ve belirsizliklerin azaltılmasıyla enflasyon hedeflemesine geçilmesi,
iv. Toplumsal uzlaşmaya dayalı, fedakarlığın tüm kesimlerce adil bir biçimde paylaşılmasını öngören ve enflasyon hedefleri ile uyumlu bir gelirler politikasının sürdürülmesi,
v. Kamuda kaynak tahsisi sürecinde şeffaflık ve hesap verilebilirliğin sağlanması, rasyonel olmayan müdahalelerin bir daha geri dönüş olmayacak şekilde önlenmesi, iyi yönetişimin ve yolsuzlukla mücadelenin güçlendirilmesi ve bütün bunları etkinlik, esneklik ve şeffaflıkla hayata geçirecek yapısal unsurların yasal altyapısının oluşturulması;
vi. Bu suretle dış finansman imkanlarının da desteğiyle olumsuz borç dinamiğinin kırılması ve dalgalı kur sistemi içinde enflasyonla mücadelenin kesintisiz ve kararlı bir biçimde sürdürülmesi öngörülmektedir.

B. Yapısal Yenilenme ve Yasal Düzenlemeler
30. Program çerçevesinde aşağıda sıralanan dört ana alanda çeşitli yasal düzenlemeler yapılmaktadır. Bu düzenlemeler;

i. Mali Sektörün Yeniden Yapılandırılmasına,
ii. Devlette Şeffaflığın Artırılması ve Kamu Finansmanının Güçlendirilmesine,
iii. Ekonomide Rekabetin ve Etkinliğin Artırılmasına ve
iv. Sosyal Dayanışmanın Güçlendirilmesine yöneliktir.

1. Mali Sektörün Yeniden Yapılandırılması

MERKEZ BANKASI KANUNU
BANKACILIK KANUNU(Paket olarak)- Özel karşılıkların vergiden düşülmesi- Tahsilatın güçlendirilmesi- BDDK’nın işlevsel etkinliğinin artırılması YasalaşmıştırBankalar Kanunu’nda değişiklik öngören taslak TBMM Genel Kurulunca kabul edilmiştir. Ayrıca kamu bankaları ile ilgili kararname çıkartılmış ve ortak yönetim kurulu atanmıştır.
31. Bankacılık sisteminde mali yapısı sorunlu olan bankaların bulunması sağlıklı bankaları da olumsuz yönde etkilemektedir. Bir yandan kamu bankalarının biriken görev zararı alacakları, diğer yandan artan sayıda bankanın finansman sıkıntısına düşerek TMSF’ye devredilmesi kamu finansmanı üzerine taşınması güç bir yük getirmiştir. Kamu bankaları ve TMSF bünyesindeki bankaların donuklaşmış hale gelen alacaklarını çok kısa vadeli olarak piyasalardan fonlamaları, bu bankaları özellikle likidite ve faiz şoklarına karşı hassas hale getirirken, piyasaların dengesini de bozmaktadır. Bu durum parasal kontrolü ve ciddi bir program uygulamasını güçleştirmektedir. Nitekim, geçtiğimiz dönemde istisnai düzeyde yüksek seviyelere çıkan faiz oranları bu bankaların zararlarının ve fonlama ihtiyaçlarının katlanarak artmasına yol açmıştır.
32. Kamu bankalarının birikmiş görev zararı alacakları karşılığında verilen kağıtların yanısıra, TMSF bünyesinde bulunan bankaların özkaynak açığını kapatmak ve kamu bankalarının sermaye yeterlilik oranlarını mevzuatta öngörülen asgari seviyeye yükseltmek amacıyla yeni hazine bono ve tahvilleri verilmiş, ayrıca bu bankaların yeniden zarar etmelerini engellemek amacıyla düşük faizli eski bono ve tahviller piyasa faizlerini yansıtan yenileri ile değiştirilmiştir. Bu bankalar ellerindeki yeni hazine kağıtlarının bir kısmını kullanarak Merkez Bankası dışındaki kesimlere olan gecelik yükümlülüklerini tamamen ödemişlerdir. Merkez Bankası bu bankalar ile gecelik işlem yapmakta, kullandıkları kağıtların bir kısmını satın almaktadır. Bu suretle bu bankaların bilançoları küçülerek yönetilebilir hale gelmektedir. Ortaya çıkan likidite fazlası ise Merkez Bankası tarafından piyasadan geri çekilmektedir. Ayrıca, Hazine’nin Merkez Bankası tarafından satın alınan kağıtlar karşılığında yaptığı nakit faiz ödemeleri de bu bankanın piyasaya olan gecelik faiz yükümlülüklerinin hızla azalmasını sağlayacaktır.
33. Merkez Bankası ile kamu bankaları ve TMSF bünyesindeki bankaların yönetim kurullarının işbirliği suretiyle söz konusu bankaların aktif ve pasif yönetimine ilişkin bazı ilkeler getirilmektedir. Söz konusu bankaların kısa vadeli yükümlülükleri sınırlandırılacaktır. Bu bankaların uygulayacakları mevduat faizleri zarar etmelerini önleyecek ve kamu kağıdı piyasa faiz oranları dikkate alınacak şekilde, ayrıca günlük olarak ortak bir oranda belirlenecektir. Özel bir düzenleme ile Kamu Bankaları ve TMSF bankalarının Hazine, Merkez Bankası ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ile sürekli işbirliği içinde olmaları sağlanacaktır.
34. Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırıl-masına yönelik diğer çalışmalar

i. Kamu Bankaları,
ii. TMSF bünyesindeki bankalar ve
iii. Özel bankalar

olmak üzere üç ana grupta ele alınmaktadır.

Kamu Bankaları
35. Kamu Bankalarında yaşanan sorunların tekrar oluşmaması için likidite sorunlarının giderilmesi ile eşanlı olarak gerekli olan diğer önlemler de alınmaktadır. Bu çerçevede;

i. Ziraat Bankası ve Halk Bankası yönetimi politik etkilerden bağımsız ve profesyonel bankacılardan oluşan bir ortak yönetim kuruluna devredilmiş olup bu bankaların faaliyetlerini etkinlik ve verimlilik ilkeleri çerçevesinde sürdürmeleri sağlanacaktır. Bu kurul düzenli olarak çalışmalarına ilişkin Hazine’ye rapor sunacaktır. Ortak yönetim kuruluna Kamu Bankalarını yeniden yapılandırma ve özelleştirmeye hazırlama yetkisi verilmiştir. Bu bankalar üç yıllık bir süre içerisinde özelleştirilecektir. Kamu Bankalarının sağlıklı çalışan bankalar haline getirilebilmeleri için uygulanan mali ve operasyonel yeniden yapılandırma süreci uygulanmasının takibi, her banka için bağımsız denetçiler tarafından yapılacaktır.
ii. Kamu bankalarının birikmiş görev zararlarının tasfiye edilmesi için piyasa koşullarında kamu kağıdı verilmesi yanında, bundan böyle Kamu Bankalarına zarar oluşturacak görev verilmemesi ile ilgili yasal düzenlemeler de gerçekleştirilmektedir. Bu amaçla görev zararlarına yol açan yüze yakın kararnamenin ortadan kaldırılması amacıyla hazırlanan kararname imzalanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunlarla verilen benzeri görevlerin tasfiyesine ilişkin çalışmalar da tamamlanmış, oluşturulan kanun tasarısı Başbakanlığa sevk edilmiştir. Gerekli görüldüğü hallerde Kamu Bankaları kanalıyla ileride sağlanacak destekler, bütçeye konulacak ödeneklerden karşılanacak ve zarar oluşturması önlenecektir. Yeniden yapılandırılmalarını takiben bu bankaların BDDK düzenlemelerine bütünüyle uymaları sağlanacaktır. Ayrıca, Hazine söz konusu bankaların nakit akış, kârlılık ve likidite durumlarını yakından takip edecektir.
iii. Kamu bankalarında yeni risk yönetimi uygulamaları başlatılacaktır.
iv. Emlak Bankası’nın kapatılarak Ziraat Bankası ile birleştirilmesi çalışmaları devam etmektedir. Söz konusu bankanın yükümlülükleri ve bazı varlıkları Ziraat Bankası’na devredilecektir. Bu kapsamda ortaya çıkacak ilave ihtiyaç için Ziraat Bankası’na kaynak aktarımı yapılacaktır. Vakıfbank’ın daha önceden başlatılan özelleştirme çalışmaları piyasa koşullarının imkan verdiği en kısa zamanda yeniden başlatılacaktır.
v. Kamu Bankalarının verimsiz şubeleri kapatılacak ve personel sayısının azaltılması için emeklilik teşvik edilecektir.
36. Kamu bankalarında bu yeni düzenin gerçekleşmesi hiç de kolay olmayacaktır. Kamu bankalarına kısa vadeli politik çıkar sağlamak amacıyla müdahale o kadar alışılmış bir davranış tarzı haline gelmiştir ki, bunun değişmesi Hükümetin çok kararlı olmasını gerektirmektedir. Ancak, toplum ve kamuoyu da yeni düzenin neden ülke yararına olduğunu anlamış bulunmaktadır. Devlet kamu bankaları vasıtasıyla dağıttığı bazı kaynakları sonra enflasyon yoluyla vatandaştan fazlasıyla geri almak zorundaydı. Bunun böyle devam etmemesi gerektiğini herkes anlamıştır. Geçici zorluklara rağmen, yeni düzen, siyasal destek sürerse, yakında ekonominin yapısını kemiren önemli bir unsuru ortadan kaldırmış olacaktır.

TMSF Bünyesindeki Bankalar
37. TMSF bünyesindeki bankaların sorunlarının en kısa sürede çözüme kavuşturulması, mali sistemin istikrarı ve kamu maliyesine getirdikleri yükün azaltılması bakımından önem taşımaktadır. Programın TMSF bünyesindeki bankalar konusundaki genel yaklaşımı bu bankaları yeniden yapılandırarak satılmalarını sağlamak, satışın gerçekleşememesi halinde ise bu bankaları mevduat ve diğer yükümlülükleri için ilan edilen tam garanti kapsamında tasfiye etmektir. Bu bankaların mudileri ve alacaklarına verilen tam garantinin ortaya çıkaracağı finansman ihtiyacı için TMSF’ye verilen Hazine kağıtları karşılığında oluşan borcun silinmesine imkan veren Bankalar Kanunu’ndaki yeni düzenleme ile sözkonusu garanti daha da sağlamlaştırılmıştır.
38. TMSF bünyesindeki 13 bankadan beşi Sümerbank bünyesinde birleştirilmiştir. Bu çerçevede Ulusal Bank da Sümerbank ile Mayıs ayında birleştirilmiştir. Sümerbank bünyesinde birleştirilen bankaların şubeleri ve çalışan sayısı yarıya indirilmiştir. Mayıs ayı itibariyle TMSF bünyesinde sekiz adet banka bulunmaktadır.
39. Sümerbank’ın özkaynak yapısının düzeltilmesi için TMSF tarafından bu bankaya verilecek Hazine kağıtları, söz konusu bankanın döviz yükümlülükleri de göz önüne alınarak düzenlenecektir. Bankanın geri dönmeyen kredileri Temmuz ayı sonu itibariyle Tahsilat Dairesi’ne aktarılacaktır.
40. Sümerbank’ın satışı için Eylül 2001 sonunda teklif alınacaktır. Uygun bir teklif alınamaması halinde bankanın tasfiyesi yoluna gidilecektir. Söz konusu bankanın tasfiye sürecinde mevduat ve mevduat karşılığı tutulan devlet iç borçlanma kağıtları diğer bankalara aktarılacak tüm yükümlülükleri için ilave edilen tam garanti işleyecektir.
41. Göreli olarak yüksek talep beklenen TMSF bünyesindeki bankalar Demirbank, Bank Ekspres ve İktisat Bankası’dır. Demirbank’ın satış süreci devam etmektedir. Bu üç banka, yıl sonuna kadar satışı gerçekleşmediği takdirde tasfiye edilecektir. Kalan dört banka Mayıs ayında ikinci bir geçiş bankasında toplanacak ya da tasfiye edilecektir. Böylece TMSF bünyesinde bulunan 13 bankadan sekizinin Mayıs sonunda kapatılması, kalanların ise 2001 yılı sonuna kadar satılması ya da tasfiye edilmesi söz konusu olacaktır.
42. TMSF bünyesinde bulunan bankaların satışında bundan sonra eski sahiplere teklif verme hakkı tanınmayacaktır.
43. Bankalar Kanunu’nda yapılan değişikliklerle TMSF bünyesindeki bankaların alacak tahsil kabiliyetinin artırılması ve tahsil sürecinin hızlandırılması sağlanmaktadır. Ayrıca, oluşturulan Tahsilat Dairesi ile Fon bünyesindeki bankaların kötü aktifleri tek elden ve etkin bir biçimde yönetilecektir. TMSF bünyesindeki bankaların geri dönmeyen kredileri Ekim ayı sonuna kadar söz konusu birime devredilecektir. Bu birim, alacakların tahsilinde sağlanan performans hakkında kamuoyuna ve piyasalara bilgi verecektir. Yine bu düzenleme ile, TMSF kapsamındaki bankaların yükümlülüklerine karşılık olarak verilen Hazine kağıtlarından doğan fonun Hazine’ye olan borçlarının silinmesi imkanı getirilmiştir.
44. Kamu bankaları için uygulandığı gibi Fon bankalarının da piyasalardan gecelik borçlanma ihtiyaçlarının azaltılmasına ve özkaynak yapılarının düzeltilmesine yönelik bir program uygulanmaktadır. Bu doğrultuda Fon bankalarına 15 Mayıs 2001 tarihi itibariyle 8 milyar dolar döviz cinsinden, 4,3 katrilyon TL cinsinden değişken faizli Devlet İç Borçlanma Senedi ihraç edilmiş bulunmaktadır.
Bu senetlerin kullanılması suretiyle bu bankaların Merkez Bankası dışındaki piyasalardan gecelik borçlanması 5,9 katrilyon TL’den 9 Mayıs itibariyle 0,9 katrilyon TL’ye, müşterileri ile yaptıkları repo ve gecelik mevduatları 7,7 katrilyon TL’den aynı tarih itibariyle 1,2 katrilyon TL’ye düşürülmüştür.

Özel Bankalar
45. Yaşanan krizlerden olumsuz yönde etkilenen bazı özel bankaların bir an önce sağlıklı bir yapıya kavuşmalarını sağlayacak düzenlemeler başlatılmıştır. Bu kapsamda;

i. BDDK, sermaye yeterliliği kriterini de dikkate alarak, özel bankalar ile sermaye artırımı ve yeniden yapılanma planları üzerinde belirli bir takvime dayalı anlaşmalar yapmaktadır.
ii. Bankaların 2000 yılında oluşan dönem karlarını hissedarlarına dağıtmayarak sermayeye ilave etmeleri sağlanmaktadır.
iii. Hem bankaların hem de şirketlerin devir ve birleşmelerini kolaylaştıracak ilave tedbirlerle ilgili çalışmalar sürdürülmektedir. Bu çerçevede, vergi mevzuatı banka birleşmelerini teşvik etmek üzere yeniden gözden geçirilecektir.
iv. Kredi karşılıklarının kurallara uygun olarak ayrılması sıkı bir şekilde denetlenecektir. Daha sağlıklı bir bankacılık sisteminin oluşturulması için bütün bankaların likidite durumlarının ve faiz oranlarının yakından takibi ile ilgili sistem geliştirilecektir.
v. Mevduatlara ve kredilere getirilen garanti devam etmektedir. Aslında uzun vadede sağlıklı ve güçlü bir finans sektörünün oluşması açısından, böyle sınırsız bir garantinin sakıncası da vardır. Ancak, Türkiye’nin yaşadığı ağır bunalım bu garantinin devamını zorunlu ve yararlı kılmaktadır.
vi. Bankacılık sistemindeki gelişmeler çerçevesinde uzun vadeli yatırımları özendirmek ve tasarruf araçları arasındaki farklılıkları gidermek amacıyla vergi ve munzam karşılıklar gözden geçirilecektir.

46. Bankacılık Kanununda yapılan değişiklikler sistemin standartlarını yükseltmeyi amaçlamaktadır. Bankalar Kanunu değişiklikleri aşağıdaki çeşitli unsurları içermektedir:

i. İhtisas Mahkemeleri belirlenmiştir.
ii. TMSF’ye, alacaklarını daha hızlı tahsil etmesi için gerekli özel yetki verilmiştir.
iii. Özel karşılıkların kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider sayılması konusundaki yasal düzenlemelere açıklık kazandırılmıştır:
iv. BDDK ve TMSF yönetimi ve personeli icra ettikleri resmi görevlerinden ötürü karşı karşıya kalabilecekleri adli davaların kurum aleyhine açılması prensibi kabul edilmiştir.
v. Esasları Kurul tarafından belirlenecek bir geçiş dönemi çerçevesinde bankaların mali olmayan iştiraklerinin özkaynaklara oranı daraltılacaktır.
vi. Açık pozisyon riskini sınırlandırmak üzere finansal türev ürünleri kredi tanımına dahil edilecektir.
vii. Getirilecek özkaynak tanımlarıyla dolaylı kredi limitlerinin konsolide bazda takibini sağlamak suretiyle Avrupa Birliği standartlarına uyumun gerçekleştirilmesine olanak sağlanmıştır.

47. 2002 yılının başından itibaren bankacılık muhasebe sistemi uluslararası standartlara uygun bir hale getirilecektir. Bu sistem ile banka bilançolarına repolar da dahil edilmiş olacaktır.

2. Devlette Şeffaflığı Artıracak ve Kamu Finansmanını Güçlendirecek Düzenlemeler
48. 1980’lerin ortasından itibaren bütçe dışı harcama ve gelir toplama yöntemlerinin oluşmasıyla, bütçenin kamu hesaplarının tamamını gösterebilme özelliği ciddi şekilde zedelenmiştir. Kamu hesaplarının denetimini ve kamuoyu nezdinde açıklığını olumsuz yönde etkileyen bu durum, kamu harcamalarının kontrolünü güçleştirmiştir. Kamu mali sistemindeki bu karmaşık yapı, maliye politikalarının başarıyla uygulanmasını engelleyerek, kamu finansman sorunlarının artmasına katkıda bulunmuştur.
49. Bundan böyle belirlenecek tüm politikalar tam bir şeffaflık anlayışı içerisinde açıklanmalı ve uygulanmalıdır. Özellikle bankacılık sistemi gibi önem arz eden alanlar başta olmak üzere yeni bir iletişim ve açıklık politikası, yeni reform stratejisinin en önemli ve en temel unsurlarından birisi olacaktır. Tespit edilen politikalar ile alınacak önlemler düzenli olarak yapılacak basın toplantıları, duyurular ve semi-nerler vasıtasıyla kamuoyu ile paylaşılacaktır.
50. Program, devletin mali durumunun kamuoyu tarafından daha kolay izlenmesine olanak sağlayacak ve mali yönetimi şeffaflaştıracak bir dizi tedbiri hayata geçirmeyi hedeflemektedir. Bu tedbirler, bütçe dışı gelir ve harcama uygulamalarını en aza indirerek, bütçe birliği ilkesini ve bütçe disiplinini yeniden tesis edecektir.

i. Bütçe içi ve dışı fon sistemi mali disipline zarar vermektedir. Bu çerçevede, fon sisteminin düzenlenmesi yönünde 2000 yılında başlayan süreç hızlandırılacaktır.
ii. Kamu mali disiplinini olumsuz yönde etkileyen Döner Sermaye uygulamaları azaltılacaktır. Bugün itibariyle sayısı 2650’ye ulaşan Döner Sermaye işletmelerinin en az yarısının 2001 yılı sonuna kadar kapatılması hedeflenmektedir. 2002 yılında, geriye kalan döner sermayelerin mali faaliyetleri yakından takip edilecek ve kapsamlı mali denetimleri sağlanacaktır.
iii. Bütçe kontrolü ve şeffaflığını artırmak için 3418 sayılı Kanunun 39/B maddesi ile harcamacı kuruluşların özel hesaplarına aktarılan tüm gelirlerin bütçeye aktarılması sağlanacaktır.
iv. Bütçe metninin daha açık ve şeffaf olması sağlanacaktır. 2002 yılı bütçesiyle birlikte Meclis’e sunulacak olan Yıllık Program’da, Hükümetin maliye politikaları, bu politikaların uygulanmasıyla alınması planlanan sonuçlar ve kamu hesaplarının durumu ayrıntısıyla yansıtılacaktır. Bu metnin öncesinde bir yarı yıl ekonomi ve kamu maliyesi değerlendirme raporu hazırlanarak 2001 yılı Temmuz ayında yayımlanacaktır.
v. 2002 yılı için Meclis’e sunulacak bütçe tasarısında, bütçe dışı fonlar, sosyal güvenlik kuruluşları, döner sermayeler, kamu bankaları ve işletmeci KİT’ler, Hazine’nin gerçekleşmesi olası yükümlülükleri ve yerel yönetimlere ait hesaplar ve bunların mali yapılarında beklenen gelişmelerle ilgili bilgiler de yer alacaktır.
vi. Harcama yönetiminin geliştirilmesi için, 2001 yılı ortasına kadar bilgisayarlı muhasebe sisteminin uygulanması tamamlanacaktır. Böylece kamu harcamalarının ve maliyetlerinin daha iyi denetlenmesi mümkün olacaktır. Bunun yanısıra, 2002 yılında pilot uygulamaya başlanılabilmesi için, uluslararası standartlarla uyumlu yeni bütçe sınıflaması, 2001 yılı Haziran ayına kadar tamamlanacaktır. Ayrıca, 2001 yılında tahakkuk bazlı muhasebeye geçebilmek için gerekli çalışmalar başlatılacaktır.
vii. Kamu sektöründe yönetişimin iyileştirilmesi için daha sistematik bir yaklaşım sergilenecektir. Bu amaç doğrultusunda Hazine, Başbakanlık Teftiş Kurulu, Mali Suçları Araştırma Kurulu ve İçişleri Bakanlığı yetkililerinin katılacağı bir komite oluşturulmuştur. Bu komite hükümet ve sivil toplumun beraberce yolsuzlukla mücadele etmesine olanak sağlayacak ve kamu yönetimini iyileştirecek bir plan geliştirecektir. Eylül ayı sonuna kadar bu planın söz konusu komite tarafından tamamlanması beklenmektedir. Kamuoyunda duyarlılığı artırmak amacıyla “Etkin Devlet” konulu uluslararası konferanslar serisinin önümüzdeki aylarda başlatılması planlanmaktadır.

51. Bu düzenlemelere ilave olarak devlette şeffaflığı artırmaya ve kamu finansmanını güçlendirmeye yönelik olarak aşağıdaki yasal düzenlemeler yapılmaktadır.
BÜTÇE KANUNUNDAKİ DEĞİŞİKLİKLER: Yasalaşmıştır.
GÖREV ZARARLARI İLE İLGİLİ KARARNAME VE KANUN: Kararname çıkmıştır. Kanun Başbakanlığa sunulmuştur.
BORÇLANMA KANUNU: Başbakanlığa sunulacaktır.
KAMULAŞTIRMA KANUNU: Yasalaşmıştır.
15 BÜTÇE VE 2 BÜTÇE DIŞI FONUN KAPATILMASI İLE İLGİLİ KANUN: Başbakanlığa sunulacaktır. DEVLET İHALE KANUNU: Yasa hazırlık aşamasındadır. 15 Ekim 2001 tarihine kadar TBMM’ye sunulacaktır.

Bütçe Kanunu’ndaki Değişiklikler
52. Bu değişikliklerle, kamu bankaları ile TMSF bünyesindeki bankaların mali durumlarının gözetilmesine ilişkin usul ve esaslar belirle-nerek program amacına uygun operasyonların yapılmasına imkan sağlanmıştır. Bu doğrultuda yapılan işlemler önceki bölümlerde ayrıntılarıyla açıklanmış bulunmaktadır.

Görev Zararları ile İlgili Düzenlemeler
53. Kamu bankaları ve işletmeci KİT’lerin görev zararları, kamu mali yönetiminin bugünkü temel sorunlarından birisidir. KİT’lerin görev zararlarını ortadan kaldırmak ve bundan böyle benzeri zararların oluşumunu engellemeye yönelik çalışmalar sürmektedir.
54. Kamu Bankalarının birikmiş tüm görev zararları piyasa koşullarına uygun üç ayda bir kupon ödemeli, Merkez Bankası repo oranlarına veya Hazine ihalelerine endeksli 25,8 katrilyon TL tutarında Hazine kağıdı verilerek tasfiye edilmiştir. Bu tutarın 23 katrilyon TL’lik kısmı 2001 yılında verilmiştir. Hazine ve Merkez Bankası koordineli bir şekilde hareket ederek piyasalarda olumsuz etki yaratmayacak şekilde kağıtların nakde dönüştürülmesini sağlayacaktır. Kamu Bankalarının görev zararlarının ödenmesi idari ve yasal takibe engel olacak bir husus değildir. Ayrıca, görev zararları karşılığı olarak ihraç edilen 25,8 katrilyon TL tutarındaki senetlere ilaveten, kamu bankalarının sermaye yapılarını güçlendirmek amacıyla 325 trilyon TL’si nakit, 1.524 trilyon TL’si senet olmak üzere 1,8 katrilyon TL’lik sermaye ödemesi yapılmıştır.

Borçlanma Kanunu
55. Bu kanun ile devlette şeffaflığın ve hesap verilebilirliğin sağlanması hedeflenmektedir. Bugüne kadar başta bütçe kanunları olmak üzere değişik yasal metinlerle düzenlenen iç ve dış borçlanma ile devletin garanti verme sistemi, tek bir kanunla düzenlenerek, kamu borç yönetimi sınırlarının belirlendiği açık ve saydam kurallara bağlanacaktır. Ayrıca, borçlanma ve borç yönetimi politikası esnek, çabuk karar verebilen ve kararlarını çabuk uygulayabilen bir alt yapıya kavuşturulacaktır. Yapılan borçlanmalarla ve verilen garantilerle ilgili olarak her 3 ayda bir TBMM bilgilendirilecek ve borç yönetim raporu Meclise sunulacaktır.

Kamulaştırma Kanunu
56. Anayasamızda ve Kanunda öngörülen bedelin nakden ve peşin olarak ödenmesi ilkesi, uygula-mada amacından saptırılmaktadır. İdareler, kamulaştırma kararlarının alınmasında ve kıymet takdirlerinde mali disiplin anlayışından uzaklaşmaktadır. Bu kanunla yeterli ödenek temin edilmeden kamulaştırma işlemine başlanılmayacaktır. Öncelikle satın alma ve trampa usulünün uygulanması yoluna gidilecektir. Anlaşma sağlanamaması halinde kamulaştırma bedeli mahkemece tespit edilecektir.

Fonlara İlişkin Düzenlemeler
57. 2000 yılında 25’i bütçe içi ve 2’si bütçe dışı olmak üzere 27 adet, bu yıl ise Mart ayı itibariyle 21’i bütçe içi ve 4’ü bütçe dışı olmak üzere toplam 25 adet fon kapatılmıştır. Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu hariç olmak üzere kalan 15 bütçe içi fonun da bu yıl ortasına kadar kapatılması sağlanacaktır. Böylelikle 2002 bütçesine gelindiğinde sistemde sadece beş adet bütçe dışı fon kalacaktır. Bunlar Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu, Savunma Sanayi Destekleme Fonu, Tanıtma Fonu, TMSF ve Özelleştirme Fonu’dur. Bundan böyle bütçe içi veya dışı herhangi yeni bir fon oluşturulmayacaktır.

Devlet İhale Kanunu
58. Devlet İhale Kanununun değiştirilmesi ile daha rekabetçi ve etkin bir ihale sisteminin oluşturulması ve uluslararası standartlara uyum sağlanması amaçlanmaktadır. 15 Ekim 2001’e kadar Meclise sunulması planlanan bu kanun ile devlet ihalelerinde, uygulama projesine dayalı anahtar teslimi ihale yapılarak hem daha etkin ve rekabete açık bir ihale yöntemi izlenmeli, hem de ihale edilen projelerde maliyet artışı önlenmelidir.

3. Ekonomide Rekabeti ve Etkinliği Artıracak Düzenlemeler
ŞEKER KANUNU: Yasalaşmıştır.
TÜTÜN KANUNU: Kanun hazırlık aşamasında olup, kısa bir süre içerisinde Başbakanlığa sunulacaktır.
DOĞALGAZ KANUNU: Yasalaşmıştır.
TELEKOM KANUNU: TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.
SİVİL HAVACILIK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK. Yasalaşmıştır.

Şeker Kanunu
59. Şeker üretiminde, fiyatlandırılmasında ve pazar-lanmasında usul ve esaslar getirerek piyasadaki istikrarın sağlanması amaçlanmaktadır. 2002-2003 üretim döneminden itibaren devlet tarafından fiyat açıklanmayacaktır. Şeker piya-sası, Şeker Kurulu tarafından düzenlenecektir. İhtiyaç fazlası şeker üretimine son verilerek devletin zarara uğraması engellenecektir. Üretici ekim öncesinde fiyatı bilerek ekim kararı verecektir. Türk insanı daha ucuza şeker tüketecektir. Tüm çiftçilere doğrudan gelir desteği verilerek gelir kaybı giderilecektir. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin önü açılacaktır.

Tütün Kanunu
60. Tütün mamülleri ve alkollü içkilerin fiyatlandırılması, dağıtımı, satışı ve kontrolü ile ilgili usul ve esaslar Tütün Mamülleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından düzenlenecektir. 2002 üretim döneminden itibaren devlet nam ve hesabına alım yapılmayacaktır. TEKEL’in üretim ve pazarlama birimlerinin özelleştirilmesinin altyapısı hazırlanmış olacaktır. Fazla üretilen tütünün çürümesi ve yakılması uygulamasına son verilecektir. Sözleşme ve açık artırma sistemiyle üreticinin önündeki belirsizlikler kalkacaktır. Tütün üreticisinin de alternatif ürün projesi ve doğrudan gelir desteği ile desteklenmesi gerçekleştirilecektir.
61. Ekonomideki etkinliğin artmasında tarımda verimliliğin artması son derece önemlidir. Şeker ve tütün kanunlarının uygulamaya konulması ve tarım kesiminde doğrudan gelir desteğine gidilmesiyle birlikte tarımda ciddi bir dönüşümün gerçekleştirilmesi mümkün olacaktır. Ülkemizdeki istihdamın yarısına yakınını sağlamakla birlikte katma değerin çok azını yaratan bu sektöre şimdiye kadar sağlanan destekler bu durumu değiştirmediği gibi gerçek ihtiyaç sahibi çiftçiye de ulaşamamıştır. Bu dönüşümün bütün zorluklarına rağmen gerçekleştirilmesi hem ekonomik hem de sosyal bir gereklilik halini almıştır. Tarıma destek bütçe kaynaklarının müsaade ettiği ölçüde devam etmelidir. Ancak bu “daha verimli tarıma dönüşüm” programına destek şeklinde olmalıdır ve dar gelirli çiftçiye yönelmelidir.

Doğalgaz Kanunu
62. Doğalgazın kaliteli, sürekli, ucuz, rekabete dayalı esaslar çerçevesinde ve çevreye zarar vermeyecek şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için doğalgaz piyasasının serbestleştirilmesi yasalaşan kanunun temel amacıdır. Yeni kanun ile BOTAŞ’ın doğal gaz ithalatı, iletimi ve dağıtımındaki tekel hakkı kaldırılacak, tüm aşamalarda özel sektörün katılımı sağlanacaktır. Bu şekilde oluşacak piyasa mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir yapıya oturtulacaktır. Doğalgaz piyasası, elektrik piyasası için oluşturulan Kurul ile birleştirilerek bağımsız bir kurul tarafından düzenlenecektir.

Telekom Kanunu
63. Amacı çağdaş ekonomiler için çok önemli olan bu sektörü olabilecek en verimli ve düşük maliyetle en iyi hizmeti veren bir sektör haline getirmek olmalıdır. Bunları bir kamu teşebbüsünde gerçekleştirmek zordur, ancak Telekom’un ulusal güvenlikle ilgili boyutunu da gözönünde tutmak gereği vardır. Dış yatırım ve teknoloji, bu hedefe varmak için bir araçtır, kendi başına bir amaç değildir. Bu doğrultuda;

i. Kamu yararı ve ulusal güvenlik amacıyla tutulan Altın Hisse dışındaki hisselerin stratejik ortağa blok satış, halka arz ve çalışanlara satış yollarıyla özelleştirilmesine,
ii. Sabit telefon hizmetlerinde kamu tekelinin özelleştirme sonrası kaldırılmasına,
iii. Lisans verme yetkisinin Telekomünikasyon Üst Kurumuna verilmesine,
iv. Bu ilkeler doğrultusunda özelleştirmeyi gerçekleştirecek icraatın hızlanmasına,
v. Ancak yabancıya satış oranının yüzde 45’in altında olmak kaydıyla gerçekleşmesine imkan sağlayan yasal süreç başlatılmıştır.

64. Böylece tüm sektörlerin teknolojik yarıştaki yerini belirleyecek olan Telekomünikasyon altyapısının hızlı bir şekilde gelişmesi kolaylaşacaktır. Sektörün önündeki engeller kaldırılarak yerli ve yabancı yatırımcıların katılımı sağlanabilecektir, fakat aynı zamanda ulusal güvenliğin gerektirdiği tüm tedbirlerin de her zaman alınabileceğini altın hisse teminat altında tutabilecektir.

Sivil Havacılık Kanunu
65. Hava yollarının iç hat uçuş fiyatlarının serbestçe belirlenmesine imkan veren kanun yasalaşmıştır. Türk Havayollarının ve diğer havayolu şirketlerinin ücret tarifelerini serbestçe tespit edebilmeleri, bu ücretleri gün ve saat itibariyle farklılaştırmak suretiyle mevcut uçak kapasitesini etkin bir biçimde kullanmalarını sağlayacaktır. Ayrıca, bu düzenleme sektörde rekabeti artıracağından orta ve uzun vadede istihdam artışına katkıda bulunacaktır. Sektörün daha da gelişmesi hem turizm için yararlı olacak hem de yurtdışındaki vatandaşlarımızdan da olmak üzere bu sektöre kaynak yatırılması özendirilecektir. Özellikle Türk Hava Yolları dünyanın en güçlü, en büyük, en verimli hava şirketlerinin birisi olabilir. Bunun temelleri atılmıştır ve yasadaki bu değişiklikle bu sürecin hızlanması beklenmektedir.

4. Sosyal Dayanışmayı Güçlendiren Düzenlemeler
İŞ GÜVENCESİ KANUNU: AB Ulusal Programı’nda kısa vadeli öncelikler arasına alınmış olup, yasa hazırlığı için taraflarla görüşmeler yürütülmektedir.
EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY KANUNU: Yasalaşmıştır.

İş Güvencesi Kanunu
66. Avrupa Birliği Ulusal Programında kısa vadeli öncelikler arasına alınmış olup kanun hazırlığı için taraflarla görüşmeler yürütülmektedir. Sosyal taraflarla sağlanacak uzlaşma çerçevesinde ekonominin rekabet gücünü koruyarak Uluslararası Çalışma Örgütü’nce tanımlanan biçimde çalışanlara daha fazla güvence verecek bir yasal düzenleme üzerinde çalışılmaktadır.
67. Bu çalışmaların iki eksen üzerinde devam etmesine özen gösterilmektedir. Bir taraftan işçiye ve sendikal faaliyetlere güvence verilmesi gerektiği çok açıktır. Öte yandan emek piyasasının etkin ve esnek olarak çalışmaya devam etmesi gerekmektedir. Esnek olmayan bir emek piyasası istihdam artışını önler. İstihdam artışı ise işçi kesimi için ücret kadar önemli bir hedef olmalıdır.

Ekonomik ve Sosyal Konsey Kanunu
68. Ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında toplum kesimleri arasında uzlaşma ve işbirliğinin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Kamu kesimi, işçi, işveren ve diğer sivil toplum örgütlerini biraraya getiren konseyle ilgili yasa çıkarılmıştır.

5. Reel Ekonomiye Yönelik Önlemler
69. İhracatın artırılmasına yönelik ilave tedbirler alınacaktır. Bu kapsamda; i. Bütçeden ve diğer kaynaklardan sağlanacak finansmanlar çerçevesinde Eximbank’ın kredi imkanları artırılacaktır. Bu kapsamda bugüne kadarki bütçe ödenekleri öne çekilerek Eximbank’a 128 trilyon lira aktarılmıştır,
ii. İhracatta KDV ödemeleri hızlandırılacaktır,
iii. Teşvik uygulamalarına ilişkin bürokratik işlemler azaltılacaktır.
70. Portföy yatırımlarının dışında, ülkemize istihdam, teknoloji ve katma değer açısından yararlı olacak yabancı sermayenin gelmesi kritik önem taşımaktadır. Doğrudan dış yatırım yabancı sermayenin en yararlısıdır. Türkiye için en az 5 milyar dolarlık bir yıllık yabancı sermaye girişinin gerçekleşmesi doğal sayılmalıdır. Doğrudan yabancı sermayenin Türkiye’ye girişini hızlandırmak amacıyla daha önce Anayasa’da yapılan değişiklikle getirilen uluslararası tahkim düzenlemesi için gerekli olan kanun çıkarılacaktır. Bunun yanısıra, doğrudan yatırımın önündeki idari ve bürokratik engelleri ortadan kaldıracak bir eylem planı çalışması başlatılmış olup kısa sürede tamamlanması hedeflenmektedir. Yabancı sermaye yatırımını özendirmek amacıyla Ticaret Kanunu, İmar Kanunu ve yatırımı doğrudan etkileyecek diğer kanunlar kısa sürede yeniden incelenerek gerekli değişiklikler yapılacaktır. Uygulanacak programla birlikte sağlanacak makroekonomik istikrar, özelleştirmenin hızlanması ve yapısal reformlar paralelinde yabancı sermaye yatırımları ülkemize daha fazla yönelecektir.
71. Bu geçiş döneminde esnaf, sanatkar, KOBİ’ler ve tarım kesiminin krizden asgari seviyede etkilenmelerini temin etmek amacıyla Ziraat ve Halk Bankası’ndan kullanmış oldukları kredilerin faizlerine maliyetlerin yansıtılmasını sınırlamak için bütçeye 400 trilyon lira tutarında ödenek konmuştur.

C.Makroekonomik Hedefler
72. Yaşanan krizler bankacılık kesimi üzerinde ciddi bir tahribata yol açmış ve kamu maliyesi üzerine büyük bir yük getirmiştir. Faiz oranlarındaki yükselme ve kurlardaki belirsizlik ekonomik birimlerin geleceğe ilişkin güvenlerini sarsmış, reel ekonomiyi de olumsuz yönde etkilemiş ve ekonomi daralma sürecine girmiştir. Türk Lirası’nın değer kaybıyla birlikte enflasyonda da bir sıçrama gözlenmiştir.
73. Ancak, rekabet gücünde kazanılan iyileşme, güçlü maliye politikasının sürdürülmesi, aktif para politikası, uzlaşmaya dayalı gelirler politikası ve özellikle güven ortamının yeniden sağlanması ile büyüme hızı ve enflasyon üzerindeki bu olumsuz etkilerin giderilmesi mümkün görülmektedir. Bu çerçevede yılın ikinci yarısında ekonomideki daralma eğiliminin tersine dönmesi beklenmektedir. Özellikle kur nedeniyle ortaya çıkacak ithal ikamesi yanında, turizm gelirleri ile ihracatta beklenen bu artışın ekonomide canlanmaya önemli katkı sağlayacağı tahmin edilmektedir. Bunun yanısıra mali sektörde öngörülen dönüşümlerin hızla gerçekleştirilmesi ve sağlanan güven ortamıyla piyasaların sağlıklı bir şekilde işlemeye başlaması sonucunda reel faizlerdeki düşmede yılın ikinci yarısında büyümeye olumlu katkıda bulunacaktır. Geçmiş yıllarda yaşanan kriz deneyimleri de bu tahminleri desteklemektedir. Yılın tamamında GSMH’nin yüzde 3 dolayında gerilemesi beklenmektedir. Ancak, mevsimsel etkilerden arındırılmış bazda bakıldığında üç aylık dönemler itibariyle sanayide 2000 yılının ikinci yarısından itibaren görülen daralmanın 2001 yılının ikinci yarısından itibaren canlanmaya dönüşeceği tahmin edilmektedir.
74. 2001 yılının bütününde tarım sektörünün yüzde 1,2 büyümesi, sanayi ve hizmetler sektörünün ise sırasıyla yüzde 3,5 ve 3,7 oranlarında küçülmesi beklenmektedir.
75. 2001 yılında iç talebin yüzde 8,2 oranında azalmasına karşın kur ve iç talepteki daralmaya bağlı olarak dış talebin büyümeye katkısının 6,4 puan olması beklenmektedir.
76. 2001 yılının ilk yarısında yaşanan belirsizliğin etkisiyle özel tüketim ve yatırımların yılın tamamında gerilemesi beklenmektedir. Kamu tüketim ve yatırım harcamalarındaki gerileme uygulanan sıkı maliye politikasının bir sonucu olacaktır.
77. Bu tahminlerin bugünkü koşullar altında oldukça ihtiyatlı olduğunu belirtmek gerekir. Temel hedefimiz büyümede yüzde 7 seviyesini yakalayıp sürdürmek olmalıdır.
78. Türk Lirasının dalgalanmaya bırakılmasıyla birlikte ortaya çıkan ani değer kaybına bağlı olarak fiyatlarda bir sıçrama olması kaçınılmazdır. Ancak, programın maliye, para ve gelirler politikalarının kararlılıkla uygulanması ve döviz kurunun istikrar kazanması sonucunda yılın ikinci yarısında fiyat artışları yeniden yavaşlama eğilimine girecektir. Mevsimsel etkilerden arındırılmış bazda aylık fiyat artış hızının yılın son döneminde yüzde 2 civarına gerileyeceği tahmin edilmektedir. Yıl sonunda TEFE’deki artışın yüzde 57,6, TÜFE’deki artışın ise yüzde 52,5 olması beklenmektedir. Bu tahminler geçici mahiyettedir. Enflasyon hedeflemesine geçilmesiyle birlikte kısa vadeli tahminlerden ziyade uzun vadeli hedeflerden bahsetmemiz sözkonusu olacaktır.
79. Büyüme hızındaki düşüş ve iç talebin daralması sonucunda ithalatın gerilemesi, buna karşılık rekabet gücünde sağlanan iyileşmenin ihracat ve turizm gelirlerini artırması beklenmektedir. Böylece, 2001 yılında cari işlemler hesabının dengeye yakın olacağı oldukça ihtiyatlı bir şekilde tahmin edilmektedir. Yıl sonunda ödemeler dengesi cari işlemler hesabının fazla vermesi ihtimali oldukça güçlüdür.

D. Makroekonomik Politikalar

1. Maliye Politikası
80. Konsolide bütçe, bütçe dışı fonlar, mali olmayan KİT’ler, işsizlik fonu ve yerel yönetimleri içe-recek şekilde tanımlanan toplam kamu kesimi faiz dışı fazlasının, özelleştirme geliri, faiz geliri ve Merkez Bankası karları hariç, GSMH’ye oranının 2000 yılındaki yüzde 2,8’lik seviyesinden, 2001 yılında yüzde 5,5’e ve 2002 yılında da yüzde 6,5’e yükseltilmesi hedeflenmektedir. Önemli bir faiz dışı fazlayı yaratmak borç dinamiğinin olumluya çevrilmesi ve reel faizlerin aşağıya çekilmesi için şarttır. Bunun gerçekleşmesi kolay olmayacaktır ve sürekli bir politik kararlılık gerektirecektir. Bu kararlılığı gösteremezsek, programın bu boyutu aksayacak ve makroekonomik hedefler tümüyle tehlikeye girecektir.
81. Kamu kesimi faiz dışı fazlası için dönemler itibariyle hedef olarak konulan taban değerler aşağıda verilmiştir. Buna göre 2001 yılı sonunda faiz dışı fazlanın en az 9,3 katrilyon TL’ye ulaşması hedeflenmektedir.

2001 Yılında Dönemler İtibariyle Kamu Kesimi
* Faiz Dışı Fazla Hedefi (Kümülatif faiz dışı denge, Trilyon TL)
31 Mart 2001 1.850
31 Mayıs 2001 3.250
31 Temmuz 2001 4.250
30 Eylül 2001 6.200
31 Aralık 2001 9.250
* Konsolide Bütçe, 3 adet Bütçe Dışı Fon, 8 adet KİT, Sosyal Güvenlik Kuruluşları ve İşsizlik Sigorta Fonu’ndan oluşan toplam kamu kesimi
82. Öte yandan toplam kamu kesimi açığı yıl sonu itibariyle 26,5 katrilyon TL’yi aşmayacaktır.
2001 Yılı Dönemler İtibariyle Kamu Kesimi Dengesi Hedefi(Kümülatif, taban değer, trilyon TL) 31 Mayıs 2001 -4.750
31 Temmuz 2001 -11.750
30 Eylül 2001 -18.150
31 Aralık 2001 -26.450
83. Özelleştirme gelirleri, Merkez Bankası karları ve faiz gelirleri düşürdükten sonra konsolide bütçe faiz dışı fazlasının GSMH’ye oranının 2000 yılındaki yüzde 4,6’lık seviyesinden 2001 yılında yüzde 5,1 ve 2002 yılında da yüzde 5,6 seviyesine yükseltilmesi hedeflenmiştir.
84. Konsolide Bütçe dışı diğer kamu hesaplarında 2000 yılında yüzde 1,8 olan faiz dışı açığın 2001 yılında binde 4 fazlaya dönüştürülmesi hedeflenmiştir.
Konsolide Bütçe
85. Kriz sonrasında bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılmasına ilişkin düzenlemeler kamu finansmanı üzerine önemli bir yük getirmiştir. Diğer yandan, TL’nin değer kaybı ve faiz oranlarındaki yükselme borç servis yükünü ağırlaştırmaktadır. Kamu borç stokundaki artışın kontrol altında tutulabilmesi için faiz dışı harcamalarda azami tasarrufun ve disiplinin sağlanması büyük önem taşımaktadır. Programın faiz dışı bütçe fazlasına ve kamu finansmanına ilişkin hedefleri bu çerçevede belirlenmiştir. 2000 yılında 25,4 olan gelirlerin GSMH’ye oranının 2001 yılında yüzde 25’e düşmesi ve faiz dışı harcamaların GSMH’ye oranının yüzde 20,8’den yüzde 19,9’a gerilemesi beklenmektedir.
86. Konsolide bütçenin faiz dışı harcamaları Mayıs-Eylül döneminde ikişer aylık daha sonra üçer aylık bazda (özel ödenek açısından düzeltilmiş konsolide bütçe faiz dışı harcamaları) izlenecektir. 2001 yılı içinde dönemler itibariyle konsolide bütçe harcamaları için üst sınırlar belirlenmiştir. Bu sınırlara göre konsolide bütçenin yıl sonu faiz dışı harcamaları 34,2 katrilyon TL’yi aşmayacaktır. Program amaçları doğrultusunda, faiz dışı harcamalara, vergi iadeleri, Eximbank’a yapılacak transferler, Hazine’nin garantili borç ödemeleri ve tasarruf mevduatı sigorta fonu kapsamındaki bankalar ve kamu bankalarının yeniden yapılandırılması ile ilgili ödemeler dahil değildir.
2001 Yılı Dönemler İtibariyle Konsolide Bütçe Faiz Dışı Harcama Hedefi(Kümülatif, tavan değer, trilyon TL)
31 Mayıs 2001: 11.400
31 Temmuz 2001: 17.450
30 Eylül 2001. 23.600
31 Aralık 2001. 34.230

Konsolide Bütçe ile İlgili Harcama Tedbirleri
87. Genel prensip, kamu harcamalarının disiplin altına alınarak azami tasarruf sağlanmasıdır. Faiz dışı harcamalardaki nominal artışın GSMH’nin nominal artışının altında tutulmasına özen gösterilecek, bu suretle 2001 yılında 2000 yılına kıyasla harcamalar reel olarak yüzde 8 oranında azalacaktır. Cari, yatırım ve bazı transfer harcamalarında nominal artışın kur ve fiyat artışlarının altında tutulması sonucunda GSMH’nin yüzde 1,5’i kadar tasarruf sağlanacaktır. Kamu bankalarının faiz farkı ödemelerini karşılamak üzere bütçeye GSMH’nin yüzde 0,2’si oranında ödenek konulmuştur. Söz konusu ödenek Şubat 2001’de yaşanan kriz nedeniyle kamu bankalarına çiftçi, küçük esnaf ve sanatkarlara kriz öncesinde açılan kredilerin faizlerinin düşük tutulması karşılığında verilecektir. Kamu bankalarından kullanılan yeni kredilerin faizleri, bankaların borçlanma maliyetlerine uygun olacaktır. Kamu Bankalarına 2001 yılında ödenek aşımına yol açacak yükümlülükler verilmeyecek ve kredi sübvansiyonları 2002 yılında tamamen kaldırılacaktır.

Öngörülen tasarruf tedbirleri ise şöyledir.

i. Kamu Tasarruf Genelgesi titizlikle uygulanmalıdır.
ii. Maliye Bakanlığı’nın uygun gördüğü ödenek kalemlerinde blokaj uygulanacak ve kamuda taşıt kullanımı sınırlandırılacaktır.
iii. Gider artışına yol açacak teşkilat genişlemesine gidilmeyecektir. Yeni kadro ihdası dahil, kaynağı olmayan harcama artırıcı uygulamaya gidilmeyecektir.
iv. Sağlık, eğitim ve güvenlik hizmetleri hariç kamuda yeni personel alımı ancak çok olağanüstü ve kuruluşların etkinliği açısından mutlaka gerekli durumlarda yapılacaktır. Toplam memur sayısında artış olmayacaktır. Tüm kesimleri ilgilendirmeyen ve ücret adaletini hedeflemeyen münferit maaş ve ücret artış talepleri kesinlikle dikkate alınmayacaktır.
Ancak memurların 2000 yılının sonundaki maaş seviyesinin 2001 yılında reel olarak sabit tutulması sağlanacaktır.
v. Yatırım harcamaları 2001 yılı bütçesinde azaltılarak bir tasarruf imkanı elde edilecektir. Ancak nihai amaç, 2002 bütçesi ile kamu yatırım politikasının daha yapısal bir yaklaşım ile rasyonelleştirilmesidir. Buna göre aşamalı olarak yatırım projesi sayısı daha sürdürülebilir bir seviyeye indirilecek ve bu gerçekleştirilirken sektör hedefleri ve mevcut mali kaynaklar dikkate alınacaktır. Devlet Planlama Teşkilatı ve ilgili yatırımcı Bakanlıklar 2002 yılı bütçesinin hazırlanması aşamasında mevcut proje stokunun rasyonelleştirilmesine yönelik gerekli önlemleri alacaklardır. Bu amaçla, sağlıklı fizibilite etüdlerine dayanan ve aciliyet arz eden projeler dışında yeni yatırım projesi teklif edilmeyecek ve yatırım planları buna göre önceliklendirilecektir. Çok zorunlu haller dışında yatırım programına yeni proje alınmayacak ve yıllara sari ihalelere gidilmeyecektir.

Gelir Artırıcı Düzenlemeler
88. Gelir hedeflerine ulaşmak için aşağıda yer alan vergi ve vergi dışı gelir düzenlemeleri öngörülmüştür:

i. Vergi gelirlerinin artırılmasına yönelik olarak 2000 yılı sonunda alınan tedbirlerin titizlikle uygulanmasına devam edilecektir.
ii. Akaryakıttaki otomatik fiyatlandırma mekaniz-ması sürdürülecektir. Akaryakıt Tüketim Vergisi (ATV) en az hedeflenen enflasyon ölçüsünde ayarlanacak ve ATV tahsilatının GSMH içinde payı yüzde 3 olacaktır.
iii. Katma Değer Vergisinin yüzde 8 ve 1’lik oranları dışındaki kalemlerinde 1 puanlık artış yapılmıştır.
iv. Başta enerji ve petrol sektörü olmak üzere ithale dayalı ürünlerin fiyatlarına kurdaki değişiklikler, artan maliyetler yansıtılmalı ve fiyatlar ekonomik gerçekleri de yansıtacak şekilde geciktirilmeden ayarlanmalıdır.
v. Vergi tabanının yaygınlaştırılması amacıyla vergi kimlik numaralarının kullanımı genişletilecektir. Bankacılık muamelelerinde vergi kimlik numaralarının kullanılması Eylül 2001’de başlayacak ve Haziran 2002 dönemine kadar aşamalı olarak yaygınlaştırılacaktır. Böylelikle, 2000 yılının sonunda 15,2 milyona ulaşan rakam 2002 yılının sonuna kadar iki katına çıkarılacaktır. Buna yönelik yasal düzenlemenin Mayıs ayı sonuna kadar çıkarılması beklenmektedir.
vi. Vergi kayıp ve kaçağının en aza indirilmesi amacıyla vergi denetimleri artırılacaktır.
Vergi tahsilatının güçlendirilmesi sonucunda 2000 yılının sonunda GSMH’nin yüzde 2’sine tekabül eden gecikmiş vergi borcu stokunun 2001 yılı sonuna kadar düşürülmesi planlanmaktadır.
vii. Vergi ve sosyal güvenlik primlerine ilişkin gecikme faiz ve cezaları piyasa faiz oranlarının üzerinde kalacak biçimde ayarlanmıştır.
viii. SSK ve Bağ-Kur primleri için prime esas ücret tabanı yüzde 40 artırılmış, SSK prime esas ücret tavanı ise tabanın 4 katından 5 katına çıkarılmıştır.
ix. Bireysel yatırımcıların kamu kağıtlarından elde ettikleri gelirlerin beyanname dışı tutulması suretiyle kamu kağıtlarına olan bireysel talebin artırılması düşünülmektedir. Ancak bunun finansal yatırım araçlarının vergilendirilmesinde uyum sağlamak amacıyla yapılacak bir çalışma sonucunda netleştirilmesi gerekmektedir.
x. Vergi idarelerinin otomasyona geçmesiyle birlikte vergi idaresinin etkinliğinin artırılması yönünde önemli bir adım atılmış olup üç ana veri işleme merkezindeki bilgiler birleştirilerek yeni bir organizasyona gidilecektir.
xi. Kamu kuruluşlarının vergi ve sosyal güvenlik prim ödemelerindeki gecikme 2002 sonuna kadar ortadan kaldırılacaktır.

Kamu Kesimi Borç Stoku
89. 2000 yılı sonu itibariyle yüzde 58,4 olan kamu kesimi net borç stokunun GSMH’ye oranının 2001 yılı sonunda yüzde 78,5’e çıkması, ancak alınan tedbirlerle 2002 yılından itibaren hızla azalmaya başlayarak 2003 sonunda yüzde 64,9’a düşmesi beklenmektedir.
90. Toplam borç stokunun GSMH’ye oranında 2001 yılında beklenen 20 puanlık artışın 14,5 puanının net dış borç stokundaki, 5,5 puanının ise net iç borç stokundaki artıştan kaynaklanması beklenmektedir.2001 yılında borç stokunun GSMH’ye oranının hızlı artışına ve yüksek reel faizlere rağmen 2002 yılında borç stokunun GSMH’ye oranında yüzde 8 civarında düşme beklenmektedir. Bu oranın düşmesinde muhtelif faktörler rol oynamaktadır.
91. Kamu borç stoku içindeki kamu bankalarının görev zararından doğan borç miktarı 2001 yılında 25,8 katrilyon TL’ye (GSMH’nin yüzde 14’ü) ulaşmıştır. Bu tutar için Hazine tarafından ihraç edilen DİBS’ler Hazine’nin borç stokunu önemli ölçüde artırmakla birlikte, toplam kamu sektörünün borç stoku değişmemektedir. Bu sayede, kamu hesaplarının şeffaflığı artırılmış, toplam kamu borcunun yönetiminin tekelden yapılması sağlanmış ve Hazine’nin açıkladığı borç stoku gerçekçi hale getirilmiştir.
92. 2001 yılında toplam borç stokunun GSMH’ye oranındaki bu büyük artışta bazı geçici faktörler önemli rol oynamaktadır;

i. TL’nin reel olarak değer kaybetmesi sonucunda dış borç stokunun GSMH’ye oranı artmaktadır.
ii. GSMH’nin reel olarak düşmesi sonucunda borç stoku/GSMH oranı yükselmektedir.
iii. 2001 yılının ilk çeyreğinde iç borçlanma faiz oranlarının çok yüksek seviyelere ulaşması ve borçlanma vadelerinin kısalması sonucunda 2001 yılı iç borç stoku büyümektedir. iv. Kamu bankaları ve TMSF kapsamındaki bankalarla ilgili olarak oluşan borç stokunun GSMH’ye oranının 2001 yılında 12,5 puan artarak yüzde 30’a ulaşması beklenmektedir.
v. Kamu bankaları ve TMSF kapsamındaki bankalar için verilen DİBS’lerin niteliği önemli ölçüde değiştirilmiştir. Kamu ve fon bankalarına daha önce düşük faizli ve uzun vadeli kağıtlar verilirken, 2001 yılından itibaren piyasa şartlarında ve üç ayda bir kupon ödemeli kağıtlar verilmiştir. Ayrıca 2001 öncesi verilmiş olan tüm kağıtlar da bu nitelikteki yeni kağıtlarla değiştirilmiştir. Bu kağıtların faiz ödemeleri nakden her üç ayda bir yapılacaktır. GSMH’nin yaklaşık yüzde 8’i kadar olan bu faiz ödemelerini finanse etmek için yapılan borçlanma kamu kesimi borç stokunu artırmaktadır.

93. Net borç stokunun GSMH’ye oranının 2002 yılında 8 puan civarında azalarak yüzde 70,4’e düşmesi beklenmektedir. 2001 ve 2002 yılları için oldukça yüksek dönem başı iç borçlanma reel faiz oranının gerçekleşmesi beklenmesine rağmen, borç stokunun GSMH’ye oranının düşmesi aşağıda açıklanmaktadır;

i. 2001 ve 2001 yıllarında, ortalama dönem başı iç borçlanma reel faiz oranlarının, sırasıyla, yüzde 36,4 ve yüzde 20 olması varsayılmıştır. Bu yüksek oranlara rağmen 2002 yılından itibaren borç stoku/GSMH oranının düşmesi birkaç faktöre bağlanabilir. Herşeyden önce borç dinamiği açısından geçerli olan efektif faiz oranları, sözkonusu faiz oranlarının çok altındadır;
a. Anılan reel faiz oranları hesaplanırken vade faktörü hesaba katılmamıştır. Kısa vadeli bir iç borçlanma yapıldığında, dönem faizi yıllık bileşik faize çevrilerek, takip eden 12 ay için beklenen enflasyon oranı ile indirgenmektedir. Bu durumda, yüksek dönem faizinin yıl boyunca hep aynı seviyeyi koruyacağı varsayılmakta, borçlanmanın yapıldığı dönemdeki yüksek enflasyon oranı ise hesaba katılmayarak 12 ay sonraki enflasyon oranı dikkate alınmaktadır. Sonuç olarak; enflasyonun yüksek olduğu bir dönemde yüksek faizle yapılan kısa vadeli bir borçlanma, bu hesaplamayla çok yüksek bir reel faiz oranı vermektedir. Halbuki, efektif reel faiz oranı bu oranın çok altındadır. Örneğin, Şubat 2001 sonunda yapılan bir ay vadeli iç borçlanmanın dönem faizi yüzde 7,11’dir. Bu oranın yıllık bileşik faizi yüzde 144,2 olmaktadır. Şubat 2001 sonrası 12 ay için beklenen enflasyon oranı ise yüzde 45’dir. Bu durumda, anılan borçlanmanın reel faizi yüzde 68 olarak hesaplanmaktır. Halbuki, efektif faiz oranı bundan çok farklıdır. Bir ay vadeli borçlanma için, dönem faizi olan yüzde 7,11 ödenmiştir. Aynı dönemde (Mart 2001) gerçekleşen enflasyon oranı ise yüzde 6,1 olmuştur. Bu durumda gerçekleşen dönem reel faiz oranı yüzde 1, yıllık bileşik reel oran ise yüzde 12 olmaktadır. Borç dinamikleri açısından önemli olan reel faiz oranı yüzde 68 değil, efektif oran olan yüzde 12’dir. Anılan faiz hesaplama yönteminin yanıltıcı olmasına neden olan ikinci bir sorun ise, yıllık ortalama bulunurken faiz oranlarının borçlanma ile ağırlıklandırılmamasıdır.
b. İç borç stoku içerisindeki değişken faizli borcun oranı 2001 sonunda yüzde 75’e ulaşacaktır. Yıl içerisinde nominal faiz oranlarının düşmesi sonucu, toplam iç borç stoku üzerinden yapılacak faiz ödemeleri hızla düşecektir.
c. 2001 yılında yapılacak sabit faizli borçlanmalar büyük ölçüde, faizlerin düşmüş olduğu kriz sonrası dönemde yapılacaktır.
d. Şubat-Nisan 2001 döneminde yüksek faiz oranları üzerinden yapılan borçlanma kısa vadeli olduğu için, borcun bu kısmı yıl içinde daha düşük bir faiz oranından yenilenecektir. Sonuç olarak; vade faktörü ve ağırlıklandırma dikkate alınarak hesaplandığında, borç dinamikleri açısından önemli olan 2001 yılı dönem sonu reel iç borçlanma faiz oranının yüzde 36,4 değil, yüzde 23,7 olmasıdır.
ii. 2001 yılı sonu itibariyle toplam net borç stokunun yüzde 45’i dış borç olacaktır. Toplam borcun bu kısmının ortalama faiz oranı yüzde 10’un altındadır. Dolayısıyla; toplam borç stokunun ortalama faiz oranı, anılan yüzde 36,4’lük dönem başı iç borçlanma reel faiz oranının çok altında olmaktadır. Dış borç faiz oranları da hesaba katıldığında, toplam borç stoku efektif faiz oranının yüzde 17’nin altında olduğu görülmektedir.
iii. 2002 yılında toplam borç stokunun GSMH’ye oranla azalmasında özelleştirme gelirleri de (GSMH’nin yüzde 1,8’i kadar) rol oynayacaktır.
iv. Enflasyon oranının ileriki yıllarda daha hızlı düşeceği varsayıldığı için, 2002 yılında senyoraj gelirinin orta vadede beklenen orandan daha yüksek olması beklenmektedir. Bu da 2002 yılındaki borç stokunun GSMH’ye oranını düşüren bir faktördür.
v. 2002 yılında istatistiki bir eğilim de borç stoku/GSMH oranının hızlı düşmesinde etkili olmaktadır. Borç stoku yıl sonu rakamları ile ifade edildiği için yıl sonu fiyatlarını ve yıl sonu kurlarını yansıtmaktadır. GSMH ise yıllık ortalama fiyatları ve kurları yansıtmaktadır. Bu durumda, enflasyonun arttığı dönemlerde borç stoku olduğundan yüksek, enflasyonun düştüğü dönemlerde ise olduğundan düşük görülmektedir. 2002 yılında, enflasyonun 2001 yılına göre daha düşük olması beklendiği için, borç stoku/GSMH oranındaki düşme olduğundan daha fazla görünmektedir.

94. Kamu sektörü borçlanmasının efektif reel faiz oranları; önümüzdeki yıllar için hedeflenen GSMH’nin yüzde 6’sı civarındaki kamu
sektörü faiz dışı fazlası ve yüzde 6 civarındaki bir reel büyüme oranı dikkate alındığında; borç dinamiklerinin sürdürülebilir olduğu ve önümüzdeki yıllarda borcun GSMH’ye oranının hızla düşeceği görülmektedir.
95. Borç dinamiğine ilişkin analizde, 2001 yılında iç borçlanma ortalama nominal faiz oranının yüzde 81 olacağı hesaplanmaktadır. Bunun gerçekleşmesi borç dinamiğinin sürdürü-lebilirliği açısından son derece büyük bir öneme sahiptir:

i. Faiz oranlarının oluşmasında beklentilerin önemi çok büyüktür. Programın kararlılıkla ve tam olarak uygulanması sonucu ekonomiye duyulan güvenin yeniden tesis edileceği ve beklentilerin olumluya döneceği varsayılmaktadır.
ii. Faiz oranlarını belirleyen ikinci önemli faktör ise, kamu sektörünün iç borçlanma ihtiyacının borçlanılabilir fonlar üzerine yaratacağı baskıdır. Bu açıdan, 2001 yılında kamu sektörünün finansman ihtiyacı ve finansman kaynaklarına ilişkin varsayımlar aydınlatıcıdır:
Konsolide Bütçe Finansmanı
Milyar $ % GSMH
Finansman İhtiyacı 79,0 47,2
İç Borç Servisi 67,4 40,1
Anapara 36,9 21,8
Faiz 30,5 18,3
Dış Borç Servisi 11,7 7,0
Anapara 8,3 5,0
Faiz 3,4 2,0
Finansman 79,0 47,2
Faiz Dışı Fazla 9,5 5,3
Özelleştirme 2,3 1,1
İç Borçlanma 51,4 30,9
Dış Borçlanma 15,8 9,9
Tahvil 2,5 1,5
Dünya Bankası 3,2 2,0
Proje 0,5 0,3
Dış Destek 9,6 6,1

Tablodan da görüleceği gibi; 2001 yılında 67,4 milyar dolar karşılığı iç borç anapara ve faiz ödemesi yapılacağı, bu tutarın sadece 51,4 milyar dolarının yeniden borçlanılacağı varsayılmıştır. Bu rakamların birer hedef olmayıp, sadece programa ilişkin hesaplar yapılırken kullanılan varsayımlar olduğunun vurgulanması gerekmektedir. Genel makroekonomik gelişmelere uygun olarak, Hazine borçlanma miktarını ve vadelerini programın başlangıç varsayımlarından çok farklı yapabilir. Burada; sadece söz konusu varsayımlar çerçevesinde; Hazine’nin kamu ve fon bankaları yeniden yapılandırılma maliyeti de dahil, iç borç anapara ve faiz itfalarının çok altında bir borçlanma ile finansman ihtiyacını karşılayabileceği gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu borçlanma miktarı ile piyasadaki borçlanılabilir kaynaklar üzerinde yaratılacak baskı, programın nominal faiz oranları ile tutarlıdır.
iii. Vurgulanması gereken bir nokta da; kamu ve fon bankaları ile ilgili olarak ihraç edilen DİBS’lerin faiz ödemelerinin tamamının 2001 yılı faiz ödemeleri içinde yer almakta olduğudur.
iv. Hazine’nin kamu ve fon bankalarının borç yükünü üstlenmesi sonucu, Hazine’nin borçlanma ihtiyacının artacağı, bunun piyasalar üzerinde baskı yaparak borçlanma faiz oranlarını artıracağı düşünülebilir. Ancak, bu doğru değildir. Kamu ve fon bankaları, bu operasyon sonucu artık piyasalardan borçlanmak zorunda kalmayacaktır. Böylece piyasada oluşan likidite fazlası, Hazine ihalelerinde ek bir talep yaratarak, faiz oranları üzerinde bir baskı oluşmasını engelleyecektir. Hazine’nin piyasalardan borçlanacağı miktar artmakla birlikte, toplam kamu sektörünün borçlanacağı miktar değişmemektedir.
Dahası; kamu borç idaresinin merkezileştirilmesi suretiyle, kamu ve fon bankalarının gecelik vadede ve yüksek faizle borçlanmaları yerine, kamu sektörü daha uzun vadede ve daha düşük maliyetle borçlanabilecektir.
v. Hazine’nin borçlanma olanaklarını olumlu etkileyecek ve piyasalar üzerindeki baskıları azaltacak diğer bir gelişme de kurumsal yatırımcıların DİBS’lere olan talebinin önemli ölçüde artmakta olmasıdır. Özellikle; İşsizlik Sigortası Fonu’nun elinde bulunan ve DİBS alımında kullandığı kaynaklar hızla artmaktadır. Fonun 2002 yılı sonuna kadar herhangi bir harcamasının olmaması nedeniyle, söz konusu kaynaklar önemli tutarlara ulaşacaktır. Ayrıca; özel emeklilik sisteminin kurulması ile birlikte DİBS’lere yatırılacak kurumsal yatırımcı fonlarında önemli artışlar olması beklenmektedir.

96. Kamu ve fon bankalarının yeniden yapılandırılması çerçevesinde ihraç edilen DİBS’ler, bu bankalar tarafından, TCMB vasıtasıyla, günlük borçlanma ihtiyacını ortadan kaldırmak amacıyla likidite temin etmek üzere kullanılmaktadır. Bu DİBS’lerin 14,7 katrilyon TL’lik kısmı TCMB’ye doğrudan satılacak, 7 katrilyon TL’lik kısmı ise repo işlemleri için kullanılacaktır. Böylece, kamu ve fon bankalarının bilançoları 14,7 katrilyon TL küçülecektir. Bu amaçla ihraç edilmiş DİBS’lerin faiz ödemelerinin üç ayda bir nakden ödenmesi nedeniyle, TCMB’nin piyasadaki fazla likiditeyi çekmesine yardımcı olunacaktır. Ayrıca, koşulların uygun olması durumunda, Hazine ihtiyacından fazla borçlanarak, bu DİBS’leri erken itfa edecektir. Böylece, kamu sektörünün toplam borç stoku artmadan, TCMB’nin piyasadan çekmek zorunda olduğu miktar azaltılmış olacaktır.
97. 15 Mayıs 2001 tarihi itibariyle kamu ve fon bankalarına ihraç edilen tahvil tutarı 44 katrilyon TL’ye ulaşmıştır.
98. Fon kapsamına alınan bankaların mali yapılarının güçlendirilmesi amacıyla 2000 yılının Aralık ayında 3,8 katrilyon TL tutarında senet verilmiştir. 2001 yılında fona yeni alınan bankalara ve diğer fon bankalarına sermayelerini güçlendirmek üzere 12,4 katrilyon TL tutarında yeni tahvil ihraç edilmiştir. TMSF’ye ihraç edilen tahvillerin yaklaşık yarısı döviz cinsindendir.
99. 2000 yılı sonu itibariyle 15,2 katrilyon TL olan kamu bankalarının kağıda bağlanmamış görev zararı stoklarıyla 2001 yılının ilk dört ayında oluşan görev zararlarının anapara ve faizleri karşılığında toplam 22,9 katrilyon TL tutarın-da tahvil ihraç ederek kamu bankalarının Hazine’den olan görev zararları alacaklarının tümü tasfiye edilmiştir.
100. 2001 yılı içinde kamu bankalarına sermaye katkısı olarak 326 trilyon TL nakit ödemesi yapılmış, 125 trilyon TL tutarında erken itfa yapılarak nakit sağlanmıştır.
101. Fon bankalarının portföyündeki ihale ile satılmış olan 3,7 katrilyon TL nominal değerli senetler ile kamu bankaları portföyündeki 12,3 katrilyon TL tutarındaki TÜFE’ye endeksli senetler, 3 ayda bir kupon ödemeli, Hazine ihalelerine endeksli senetler ile değiştirilmiştir.

Dış Finansman
102. Faiz dışı dengede 10 milyar dolar civarında fazla hedeflenmesine rağmen 2001 yılında kamu kesiminin finansman ihtiyacı yüksek seviyede bulunmaktadır. Bu finansman ihtiyacının tamamen iç piyasalardan karşılanması mevcut makroekonomik öngörülerle tutarlı olmayacaktır. Dış finansman özellikle bankacılık sektörünün yeniden yapılanmasına yönelik olarak alınacak önlemlerin finansmanında büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle ek dış finansmanın sağlanması gerekmektedir. Bu çerçevede, uluslararası kuruluşlar ve gelişmiş ülkeler nezdinde sürdürdüğümüz temaslar sonuç vermiştir. IMF ile yapılan düzenlemeler kapsamında 1999 sonundan 2001 Mayısına kadar toplam 5 milyar dolar civarında kaynak kullanılmıştır. IMF mevcut taahhüdünü 8,1 milyar dolar artırarak 2001 yılı içinde toplam 13,3 milyar dolar kaynak sağlamıştır. IMF’den sağlanan bu tutarın 9,6 milyar doları, Hazine’nin borçlanmasını kolaylaştırmak amacıyla kullanılacaktır. Buna ilaveten, Dünya Bankası’ndan da 2001 yılı için proje kredileri hariç, 2,5 milyar dolar kaynak kullanılacaktır. Böylece 2001 yılı için bu iki kuruluştan daha önce elde edilen imkanlarla birlikte toplam kullanılabilecek kaynağın 2001 yılının geri kalan kısmında 15,7 milyar dolara ulaşması sözkonusu olacaktır. Bu imkanlar şu anda sağlayabileceğimiz başka tür borçlara oranla çok daha uygun koşullara sahiptir.
103. IMF’den sağlanan kaynak miktarı Türkiye ülke kotasının 16 katına yaklaşmakta olup IMF ile Stand by Düzenlemesi yapan Türkiye’ye benzer ülkelerin kullandığı miktarlar göz önüne alındığında, Türkiye’ye sağlanan mali olanağın kotasına oranla en yüksek mali yardım olduğu görülmektedir.
104. Programımız kamu sektörünün sağlıklı bir dış borç yapısına kavuşması için dönemsel hedefler içermektedir. Buna göre toplam kamu sektörünün kısa vadeli dış borç stokunun bütün yıl için 2,1 milyar doları aşmaması öngörülmüştür.
105. Konsolide kamu sektörünün bir yıldan daha uzun vadeli dış borç stokunu ve hazine garantili uzun vadeli dış borçlarını sınırlamak için dönemler itibariyle getirilen borçlanma hedefleri aşağıda yer almaktadır.
1992-2000 döneminde üstlenilen Hazine garantili kredi tutarı 6,8 milyar dolar olup 2001-2011 döneminde kamu kurum ve kuruluşlarının ödemesi gereken dış borç miktarı Yap-İşlet-Devret projeleri kapsamında sağlanan ürün alım garantileri hariç 11,8 milyar dolardır.

Özelleştirme
106. Ekonomide rekabeti ve etkinliği artırmanın temel gereksinimlerinden biri olan özelleştirmenin hızla yürütülebilmesi için gerekli düzenlemeler süratle yapılacaktır. Bu amaçla 2001 yılında özelleştirme kapsamında bulunan kamu kuruluşlarının hızla özelleştirilmesine olanak sağlayacak düzenlemeler tamamlanacaktır. Bu kapsamda ele alınacak önemli kamu kuruluşları Türk Telekom, Tüpraş, THY, Erdemir, Tekel, Şeker Fabrikaları, TEAŞ ve TEDAŞ’tır.
107. Erdemir İsdemir ile birleştirilerek ve bir kısım hissesinin daha İMKB’de satılması ile özelleştirilecektir.
108. 2001 yılında özelleştirme yoluyla sağlanacak gelirin 1 milyar dolar olması beklenmektedir. Ancak 2002 yılında piyasa koşullarının olumluya dönmesi ile birlikte 3,5 milyar dolarlık özelleştirme geliri hedeflenmektedir.

KİT’lere ilişkin düzenlemeler:
109. KİT’lerin faiz dışı dengesinin 2001 yılı içinde GSMH’nin yüzde 1,6’sı kadar iyileştirilmesi hedeflenmektedir. 2000 yılında GSMH’nin yüzde 1,5’i düzeyinde gerçekleşen KİT açığının 2001 yılında binde 1’lik bir fazlaya dönüştürülmesi temel hedeftir. Bu hedefe ulaşmak için aşağıdaki önlemler alınacaktır:

i. KİT’lerin tarife ve ücretlerinin yeni enflasyon hedefleri ve TL’nin değer kaybı nedeniyle artan maliyetlerine uygun bir şekilde artırılması,
ii. Personel maliyetleri de dahil olmak üzere işletme maliyetlerinin reel olarak azaltılması, iii. Tarımsal destekleme fiyatlarının öngörülen enflasyonu aşmayacak şekilde artırılması ve finansman imkanları dikkate alınarak asgari alım miktarları ile piyasanın regüle edilmesi,
iv. Şeker pancarı kotalarının 12,5 milyon tondan 11,5 milyon tona indirilmesi ve şeker pancarı destekleme fiyatının hedeflenen enflasyon oranından fazla artırılmaması, Tarımsal destekleme alımları ile görevli KİT’lerle ilgili alınan tedbirlerin yanında Tarım Bakanlığı’nca hazırlıkların süratle tamamlanarak çiftçilere doğrudan gelir desteği uygulamasının yaygınlaştırılması suretiyle devlet desteğinin özellikle küçük çiftçilere ulaşmasının sağlanması,
vii. TEAŞ tarafından satılan elektriğin ortalama fiyatının kilovat başına 4,5 centte tutulması ve satın alınan elektriğin maliyetinin karşılanması için TEDAŞ’ın ücret ve tarifelerinin buna uygun olarak artırılması,
vii. LPG’ye sübvansiyon verilmemesi uygulamasına devam edilmesi,
viii. Haziran 2001 tarihine kadar KİT’lerce üretilen mal ve hizmetlere ilişkin piyasa gerekleri dışında kalan özel iskonto ve muafiyetlerin kaldırılması,
ix. İstihdam politikası çerçevesinde, Hazine Müsteşarlığı ve Özelleştirme İdaresi portföyünde bulunan KİT’ler ile Türk Telekom ve Kamu Bankalarından emekli olacak personelin azami yüzde 15’i oranında eleman istihdam edilmesi politikasına devam edilmesi, ve x. KİT yatırımlarının GSMH’ye oran olarak aynı düzeyde tutulmasıdır.

110. Enerji sektöründe piyasanın düzenlenmesi ve elektrik piyasasının serbest rekabet ortamına hazırlanması için gerekli yasal ve kurumsal altyapı tamamlanmıştır. Buna paralel olarak yap-işlet-devret modeli ile gerçekleştirilecek enerji projelerine ve işletme hakkı devrine yönelik Hazine garantileri için yeni bir strateji benimsenmiştir. Eskiden verilmiş bazı garantiler Türk ekonomisini ve Türk Hazinesini olmaması gereken çok büyük yüklerin altına sokmuştur. Şimdiye kadar verilen garantiler nedeniyle üstlenilen mali risklerin sınırlandırılması amacıyla artık piyasalardan kaynaklanan riskler için enerji projelerine Hazine garantisi verilmeyecektir. Hazine sadece kamu kuruluşları tarafından fiilen satın alınacak enerji bedeli ödemelerini içerecek biçimde garanti vermeyi uygun bulmaktadır. Böylece hem yeni kanun ile getirilen rekabetçi serbest piyasanın oluşumuna katkıda bulunması, hem de kamu üzerinde önceden miktarı belli olmayan, geçmişteki kamu bankaları görev zararlarına benzeyebilecek ve şeffaflık ilkesine ters düşen ilave bir mali yükümlülük oluşmasının önlenmesi amaçlanmaktadır. Bu çerçevede, dünyadaki uygulama doğrultusunda, Hazine, piyasa riskini değil, ama devletin davranışını garantileyip özel yatırımcıya güvence verebilecektir.

Sosyal Güvenlik Kuruluşları
111. Sosyal güvenlik kuruluşlarının açıkları dengeli bir bütçe politikası çerçevesinde bütçeden aktarılacak transferlerle karşılanacaktır.
112. Sosyal güvenlik kuruluşlarının sağlık harcamaları disiplin altına alınacaktır. Sağlık primleri ve katkı payları sosyal güvenlik reformunun bir parçası olarak artırılacaktır.

Bütçe Dışı Fonlar
113. Harcamaların azaltılması politikası çerçevesinde yeni harcamalar yavaşlatılarak bütçe dışı fonlarda da önemli tasarruflar sağlanabilecektir. Bu çerçevede fonların faiz dışı açıkları 2000 yılındaki yüzde 0,5’lik seviyesinden 2001 yılında yüzde 0,25’e indirilecektir.

Yerel Yönetimler
114. Yerel yönetimlerin faiz dışı açıkları oldukça düşük bir seviyede olup büyük bir değişiklik öngörülmemektedir. 2002 bütçesinde yerel yönetimlerin Hazine tarafından devralınan garantili borçları ile ilgili ödemeler bütçe harcamaları kapsamına alınacaktır.

2. Para Politikası
115. Aralık 1999’da uygulamaya konulan ekonomik programda kademeli bir çıkış stratejisi sonucunda dalgalı bir kur rejimine geçilmesi planlanmaktaydı. Ancak bu kademeli geçiş olanağı TL’nin dalgalanmaya bırakılması ile ortadan kalkmış ve döviz çıpasının terk edilmesi ile yeni bir parasal çerçevenin oluşturulması kaçınılmaz hale gelmiştir.
116. Döviz çıpası politikasının terkedilmesi yeni bir nominal çıpa gereğini ortadan kaldırmamaktadır. Enflasyonun ara hedefler konulmak suretiyle kontrol altında tutulması, dünya ekonomilerinde yaşanan son gelişmeler paralelinde terkedilmiş ve nihai hedef olarak doğrudan enflasyonun seçilmesi yoluna gidilmiştir. Benzer şekilde ülkemizde de enflasyon hedeflemesine geçilmesi, gerekli şartlar oluştuktan sonra, gerçekleştirilecektir.
117. Güçlendirilmiş bankacılık sistemi ve dalgalı kur rejimi Merkez Bankası’nın aktif bir para politikası uygulamasına ortam sağlamıştır. Bu çerçevede Merkez Bankası’nın ilk ve öncelikli amacı TL’nin değer kaybının enflasyon üzerindeki etkisini sınırlandırmak ve takip eden aylarda enflasyonu indirmektir.
118. Merkez Bankası’nın bağımsızlığını artırmaya yönelik Merkez Bankası Kanunu yasalaşmıştır. Enflasyon hedeflemesi politikasına geçmek için uygun bir ortam yaratacak bu yasa ile fiyat istikrarını sağlamak üzere Merkez Bankası’na araç bağımsızlığı verilmiştir. Enflasyon hedeflemesi politikasına tam anlamıyla geçiş sağlanana kadar bu ara dönemde para politikasının tespit edilmesi ve yürütülmesinde Merkez Bankası 2001 yılında parasal büyüklüklerin kontrolüne odaklanacaktır.
Bununla birlikte finansal sistemin istikrarını sağlama gereğini de dikkate alacaktır.
119. Parasal taban için dönemler itibariyle gösterge niteliğinde belirli üst sınırlar konulmuş olup aşağıda yer almaktadır. Merkez Bankası konulan gösterge niteliğindeki tavanlarla uyumlu olacak şekilde para tabanının büyüme oranını kontrol edecektir. Parasal tabanın enflasyon ve büyüme öngörüleri ile tutarlı olarak 2001 yılında (2000 yılının sonundaki Bayramın yarattığı etkiye ve 2001 yılı başında munzam karşılık katsayısındaki indirime göre düzeltildikten sonra) yüzde 47 oranında artması öngörülmektedir.
120. Programda Net İç Varlıkların tavan ve Net Uluslararası Rezervlerin taban değerlerinin belirlendiği düzeyler Merkez Bankası’na ekonominin ihtiyaç duyduğu likiditeyi sağlaması için döviz rezervlerini kullanabilme imkanı sağlamaktadır.
121. Merkez Bankası, resmi dış finansmana aracılık faaliyeti ile ilişkili olarak Hazine’ye açılan herhangi bir kredi hariç olmak üzere Net İç Varlıklar’ın büyüme oranını kontrol edecektir. Parasal tabandan ay sonu kuru ile TL’ye çevrilen Net Dış Varlıkların çıkarılmasıyla hesaplanan Net İç Varlıklar için dönemler itibariyle belirlenen hedefler aşağıda yer almaktadır.

2001 Yılı Dönemler İtibariyle Merkez Bankası Net İç Varlıklar Hedefi (Tavan değer, trilyon TL)
30 Nisan İtibariyle Gerçekleşme: 7.780
31 Mayıs 2001: 9.750
30 Haziran 2001: 13.250
31 Ağustos 2001: 15.850
31 Ekim 2001: 19.500
31 Aralık 2001: 21.000

122. Merkez Bankası, döviz kurunun uzun vade serbest piyasa değerini etkileyecek sistematik müdahalelerde bulunmayacak, döviz piyasalarına sadece geçici dalgalanmaları hafifletmek üzere müdahale edecektir.
123. Bununla birlikte, piyasalarda bazı beklenmedik ve ciddi dalgalanmalar olduğu takdirde Merkez Bankası para ve döviz piyasalarını stabilize etmek için program çerçevesinde kullanılacak dış finansman imkanından yararlanabilecektir. Net Uluslararası Rezerv değerleri de dış finansman imkanları çerçevesinde belirlenmiş olup aşağıda yer almaktadır. Merkez Bankası, döviz kurundaki aşırı dalgalanmaları kısa vadeli faiz oranlarını kullanarak giderecektir.
Net Uluslararası Rezervdeki Değişme Hedefleri (Tanımlanan Dönemde NUR’daki Değişmenin Gerçekleşebileceği Taban Değer, milyon $)
30 Nisan İtibariyle Gerçekleşen Stok: 3.860
Mayıs 2001: -1.500
Haziran 2001: -2.900
Temmuz-Ağustos 2001: -2.000
Eylül-Ekim 2001: -2.600
Kasım-Aralık 2001: -600

3. Ödemeler Dengesi
124. Döviz kurunun dalgalanmaya bırakılması ile birlikte dövizin değer kazanması genel olarak döviz gelirleri üzerinde olumlu etki yaratacaktır. Kur etkisi yanında, 2001 yılında iç talepte yaşanan daralma ve büyüme hızındaki düşüş ithalat talebini azalacaktır. Ancak kurun artışı dış borç faiz ödemelerinin bütçeye yükünü artıracaktır.
125. Yıl genelinde cari işlemler açığının 2000 yılındaki 9,8 milyar dolarlık seviyesinden 1 milyar dolara gerilemesi beklenmektedir. İhracatın en az 34 milyar dolar, ithalatın ise 47 milyar dolar civarında beklendiği 2001 yılında dış ticaret dengesi önemli oranda iyileşme gösterecektir.
126. Aslında ödemeler dengesi tahminlerimiz oldukça ihtiyatlı varsayımlara dayanmaktadır. Program uygulamasında güven sağlandıkça ve turizm sektöründeki halihazırda gözlemlenen gelişmeler sürdükçe bu tahminlerimizin üstünde daha iyi neticeler alınacağını ümit etmekteyiz.

4. Gelirler Politikası
127. Toplumun ekonomik anlamda en zayıf kesimlerini içine alan bir sosyal destek ağıyla da desteklenen etkin bir gelirler politikası ile son krizin büyüme ve istihdam üzerindeki olumsuz etkilerinin en aza indirilmesi sağlanmalıdır. Enflasyonla mücadelenin başarıya ulaşmasında kriz döneminde ortaya çıkan fiyat artışlarının bir ücret-fiyat sarmalı oluşturmasının önüne geçilmesi büyük önem taşımaktadır. Gelirlerini enflasyona göre ayarlama gücü olmayan toplumun en yoksul kesimlerinin korunması ve gelir dağılımının daha da bozulmasını engellemek, sosyal dayanışmayı güçlendirmek için büyük önem taşımaktadır. Bu sonuca ulaşabilmek için toplumun tüm kesimleri arasında uzlaşma sağlamaya önem verilmelidir.
128. Kamu sektöründe ücret ve fiyat politikalarının oluşturulmasında;

i. Enflasyon hedefi,
ii. Kamu çalışanları arasında gelir farklılıklarının giderilmesi,
iii. İstihdam kaybına yol açılmaması ve uzun vadede Kamu İşletmeleri’nin ödeme kapasiteleri ve verimlilik düzeyleri hususları gözönünde bulundurulacaktır.

129. Kamu işçilerinin ücretleri, 1999-2000 dönemini kapsayan toplu iş sözleşmeleriyle sağlanmış olan reel artışlar, kamunun finansman dengesi ve kamu kesimi çalışanları arasında ücret adaleti gözetilecek şekilde ayarlanmalıdır. Gerek kamu, gerekse özel sektör çalışanları olsun, bütün çalışanlar arasında verimliliği ve adaleti göz önünde tutan bir düzenleme sağlanamazsa, gelirler politikası aksayacak ve bütçe üstünde programı tehlikeye sokan baskılar gelişecektir.
130. Kamu kesimi çalışanları arasında gelir adaletinin sağlanması büyük önem arz etmektedir. 1991-2000 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde ücretler her yıl reel bazda yüzde 6 oranında artarken, memur maaşları aynı dönemde her yıl reel bazda sadece binde 6 oranında artmıştır. Son iki yılda ise ücretler reel bazda yüzde 52 oranında artarken, maaşlar aynı dönemde reel bazda yüzde 8 oranında azalmıştır. Sonuç olarak, 2000 yılında ücretler, maaşların 2,6 katına ulaşmıştır. Program çerçevesinde bu oranın 2001 sonunda 2,1’e, 2002 sonunda ise 2’ye indirilmesi amaçlanmaktadır.
131. Özel sektöre ilişkin ücret ve fiyat politikalarının rasyonel olması da programın başarısı açısından hayati önem taşımaktadır. Hükümet, enflasyon hedefiyle uyumlu ücret ve fiyat artışlarının sağlanması için sosyal kesimler arasındaki müzakerelerde aktif rol oynayacaktır. Ekonomik ve Sosyal Konsey Kanunu ile Konsey, sosyal tarafların düzenli olarak toplandığı ücret ve fiyat kararlarının uzlaşma anlayışıyla ve makroekonomik hedefler doğrultusunda alındığı kurumsal bir yapı haline dönüşecektir. Bu amaçla Ekonomik ve Sosyal Konsey’e ilişkin kanun yürürlüğe girmiştir.
132. Düşük gelirli çiftçilerin doğrudan gelir desteği sistemi ile güçlendirilmesi temel ilkedir. Bu politikanın ülke genelinde uygulanabilmesi için Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından yürütülen çiftçi kayıt projesinin tamamlanması gerekmektedir. Kısa dönemde devletin destekleme alım fiyatlarının, satın alan kuruluşların finansman imkanları dikkate alınarak ve hedeflenen enflasyonu aşmayacak şekilde artırılması öngörülmektedir.
133. Programımızın en temel unsurlarından birisi tüm vatandaşlarımızın sosyal refahını korumak olmalıdır. Bu konuda uluslararası kuruluşlar ile birlikte ekonomik krizlerin toplumun en duyarlı kesimleri üzerindeki olumsuz etkilerini azaltacak bir çalışma başlatmış bulunmaktayız. Böylece krizden etkilenen sosyal gruplara yönelik bir yardım programını hayata geçirmek için çalışmaktayız.

IV. UZUN DÖNEMLİ PERSPEKTİF
134. Son 25 yılda yaşadığımız kronik yüksek enflasyon ve kamu açıkları Türkiye’nin potansiyelini tam olarak kullanmasına ve atılım yapmasına engel olmuştur. Türkiye’nin en kısa sürede enflasyon sorununu kalıcı bir biçimde çözmesi, kamu dengesini sağlıklı bir yapıya kavuşturması ve istikrarlı bir büyüme ortamına girmesi gerekmektedir. Güçlü Ekonomiye Geçiş Programının nihai hedefi ekonomide böyle bir yapısal dönüşümü gerçekleştirmektir.
135. Programda öngörülen yapısal reformların uygulamaya geçirilmesi ekonomide etkinliği artıracak, bunun sonucunda mevcut kaynaklarla sürdürülebilir bir büyüme performansı yakalanabilecektir. Yapısal reformların sonucunda devletin işleyişi köklü bir şekilde değiştirilecektir. Böylece, devletin, kamu maliyesini bozan ve kaynak kullanımında etkinliği azaltan eski alışkanlıklarına geri dönmesi engellenmiş olacaktır.
136. Bu programa toplumun desteğinin sağlanması esas olduğundan temel hedeflerin gerçekleştirilmesi için şeffaf ve katılımcı bir politika izlenmelidir.
137. Kamu finansman dengesinin kalıcı bir biçimde iyileştirilmesi neticesinde devletin eğitim ve sağlık hizmetleri ile teknoloji ve sosyal içerikli harcamalara yeterli kaynakları tahsis etmesi mümkün hale gelecektir. Böylelikle, Uzun Vadeli Strateji’de hedeflenen toplam faktör verimliliği artışı gerçekleştirilebilecek, dünya hasılasından daha yüksek pay alınması, toplumun yaşam kalitesinin yükseltilmesi, gelir dağılımının düzeltilmesi, yoksullukla mücadele ve bölgesel gelişmişlik farkının azaltılması sağlanabilecektir.
138. Programın temel amaçlarından birisi de kalıcı olan ve ülkemize ileri teknoloji getiren doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının artırılmasıdır. Uluslararası mali kuruluşların ülkenin bu reform ve değişim çabalarına desteklerinin sürmesi ve yabancı sermaye yatırımlarının artması arzu edilmektedir. Dış yatırım istihdam yaratan, teknoloji getiren, dış piyasalarda payımızı artıran nitelikte olmalıdır.
139. Türkiye, yapısal reformlar gerçekleştirerek enflasyonu tek haneli rakamlara kalıcı olarak indirecek, kamu açıklarını sürdürülebilir düzeyde tutacak ve ilgili diğer kriterleri sağlayarak hem Avrupa Birliği’ne hem de Avrupa Para Birliği’ne üyelik için gereken yükümlülükleri yerine getirebilir duruma gelmelidir.
140. 21. Yüzyılda güçlü ve saygın bir devlet olabilmek için üretken ve güçlü bir özel sektörün, sağlıklı bir piyasa ekonomisi için de sosyal destek ve yasal denetleme görevini yapan bir devletin önemi çok iyi anlaşılmıştır. Güçlü ekonomiyi, güven içinde çalışan bir özel sektör, etkin bir devlet ve geniş bir toplumsal dayanışma yaratacaktır. Ekonomide çalışanlar bütün güçlerini devletten rant sağlamaya değil, üretime, dışsatıma, teknoloji geliştirmeye ve istihdam yaratmaya verebilmelidir. Rekabet adil olmalıdır. Siyaset ekonomiye, ekonomi de siyasete belli bir ayrışım içinde saygı göstermelidir. Özlemimiz, hedefimiz ve Türkiye’nin hak ettiği de budur.

UYARI: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Bu sitede yer alan bilgiler; doğru olduğuna inanılan, halka açık çeşitli kaynaklardan alınmış olup, bilgilerin her türlü kullanımı sonucundaki kayıp veya zararlar, siteye ve yazarlarına hiç bir borç, sorumluluk veya mükellefiyet yüklemez. Site içeriği, yazılar ve tablolar, izinsiz olarak kopyalanamaz ve kullanılamaz. YASAL UYARI FinHat © 2007-2015
PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com