|
Devlet Bakanı KEMAL DERVİŞ'in Ekonomik Programı Açıkladığı 14/04/2001 tarihli konuşmasının Tam Metni:
Türkiyemiz gerçekten bugün ve bugünlerde zor bir dönemden geçiyor. Hepimiz bu noktaya nasıl geldiğimizi anlamak istiyoruz. Ve tabi bundan daha önemlisi hızla çok daha iyi günlere nasıl gideceğimizi, bu bunalımdan ekonomiyi nasıl kurtaracağımızı düşünüyoruz, birlikte çözüm arıyoruz. Bugün size sunduğum program, devletimizin hizmetinde çalışan çok değerli, Türkiye’yi çok seven arkadaşlarla birlikte hazırladığımız bir programdır. Bu arkadaşlar hepsi yanımdadır, hepsi değil pek çoğu da başka yerdedir şuanda, bu odadadır veya başka kuruluşlarda çalışıyorlardır. Fakat hepimiz birlikte çalıştık. Ve devletin kadrolarında hakikaten gece gündüz çalışan arkadaşarla birlikte ortaya çıkan bir programdır. Geçmişten ders almaya çalışıyoruz. Başka ülkelerin deneyimlerine bakıyoruz.
Ama tabi en önemlisi Türkiye’nin şartlarına, Türkiye’nin özel kuşullarını inceleyip, Türkiye’nin bu koşullarını hesaba katarak çalışıyoruz. Türkiye’yi hızla hakettiği hızlı büyüme sürecine götürmeyi amaçlıyor bu program. Amacımız o, büyümeye bir an önce gelebilmek. Ancak şunu da belirtmek istiyorum, ayrıntıya girmeden önce. Günümüzün değişimi içinde olan dünyasında her an yeni gelişmelere ayak uydurmak, her an yeni adımlar atmak gerekebilir. Futboldan bir örnek veriyorum. Galatasaray’ın veya başka bir takımın stratejisi vardır. Bir de maçın seyrine göre rakibin hareketlerine göre oyun sürdürülür. İlk baştan her şey öngörülemez, ekonomide de bu böyledir.
Her an strateji ve hedef belli olmalı. Fakat golü atmak için de her fırsatı kullanmak gerekecektir. Tabi strateji kadar oyuncuların kalitesi de önemlidir. Birey olarak kalitesi. Fakat ondan da daha önemli, onun da ötesinde, takım halinde, takım olarak hareket etmeleri de çok önemlidir. Burdaki arkadaşlarla bir aile gibiyiz ve bol bol gol atacağımızı ümit ediyorum birlikte. Ekonomik program canlı bir program olmalı, toplumla bütünleşen ve her an daha da güçlenen, yenilenen bir program olmalıdır.
Halka doğruyu söyleyeceğiz
Ama tabi bazı ana ilkeler var. Bu ana ilkelerden hiçbir zaman şaşmayacağız. Bir kere en önemlisi halka doğruyu söyleyeceğiz. Devletin borcu varsa, bu örneğin kamu bankalarında gizlenmeyecektir. Neyse o borç herkes bilsin. Nasıl oluştu, onu da herkes bilsin. Nasıl ödenecek, onu da herkes bilsin. Bu birinci ilkemiz. İkinci ilkemiz; bugünü kurtaralım, idare edelim deyip yarınımızın altına dinamit koymayalım. Bu uzun vadeli bir mücadeledir.
Büyüme uzun vadeli bir süreçtir, bugünü kurtaracağız diye yarının altına ipotek koymayalım. Türkiye gibi nüfusu genç bir ülkede kısa vadeli hesap değil, uzun vadeli strateji yürütmemiz gerekiyor. Bizden, benden ve arkadaşlarımdan günü idare eden çözüm beklemeyin. Birlikte halkımızın desteğiyle mutlu yarınları inşaa etmek istiyoruz. Gerçi bugünlerde her akşam biraz yorgun döneceğiz evimize hepimiz. Ama her sabah umutlu, güvenle başlayacağız günlerimize.
Bugün sizlerle çalışmalarımızda hangi noktada olduğumuzu paylaşmak istiyorum, program büyük ölçüde hazırlanmıştır. Bize destek verecek dış kuruluşlarla da bu çalışmalar ilerlemiştir. Ve bu desteği de sağlayacağız. Birçok konuda tam bir anlaşma içindeyiz, bazı ayrıntılar konusunda, özellikle dış finansman konusunda, miktarı ve bileşimi konusunda çalışmalar sürüyor. Fakat bunu da hızla sonuca bağlayacağız. Tabiki ileriye bakmak istiyoruz, ileriye doğru yürümek istiyoruz. Ancak doğruyu görebilmek ve doğruyu yapabilmek için geçmişi de iyi anlayabilmiş olmamız lazım. Onun için bu konuşmanın başlangıcında birazcık geçmişe bakacağız.
1990’lara geri dönemeyiz
Ve özellikle Türkiye’nin 1990’lı yılların sürecine niye geri dönemeyeceğini birlikte bir konuşalım. 90’lı yıllara Türkiye çok düşük bir borç stokuyla girdi. Görüyorsunuz, iç borç stoku milli gelirin yüzde 6’sına eşitti 90’lı yılların girişinde. Toplam borçta yüzde 30’un biraz altındaydı. Malesef 2000 yılının, 99 yılına toplam borcun yüzde 30’un altında olan toplam borcun yüzde 60’lık seviyeye ulaştığı bir durumla girdi. Ve malesef bugün 2001 yılının başlangıcında bu borç stoku yüzde 65’e ulaşmıştır. Bu büyük bir artıştır. Borç stokunun iki misline çıkması Türk devletini ve Türk ekonomisini büyük bir yük altına sokmuştur. Bu borç stoku nedeniyle 1990 yılında gelirin yüzde 31’ine eşit olan faiz giderleri bugün çok yükselmiştir ve bu grafta gördüğünüzden de ötesinde 2001 yılında 95 liraya yaklaşmıştır. Yani gelirden, vergiden elde ettiğimiz 100 liranın bugün 95’e yakını, bu yıl, 2001 yılında faize gitmek mecburiyetindedir. Bu şekilde devam etmemiz, bu şekilde ekonomiyi büyümeye götürmemiz mümkün değildir, bu çarka dönemeyiz. Yani kamu açığı, yüksek reel faiz, yüksek borç ve bu şekilde günü idare edip, hadi biraz daha borçlanalım, bu çarkı biraz daha döndürelim ve uzun vadeyi düşünmeyelim şeklinde halinde hareket etmemiz mümkün değildir. Bu bir aile için de geçerlidir, herhangi birimiz için de geçerlidir, devlet için de geçerlidir. Eğer ödenen faiz reel olarak, enflasyonu düştükten sonra, büyümenin çok üstündeyse, mutlaka dengeye gelmek mümkün olmayacaktır. Ve mutlaka reel faizle büyümeyi birbirine yaklaştırıp, hatta büyümeyi reel faizin üstüne çıkartmamız gerekecektir.
Reel faiz bazen yüzde 25-30 olarak gerçekleşmiştir, hatta ortalaması yüzde 25-30 olmuştur 90’lı yıllarda. Halbuki büyüme hızımız ortalama olarak malesef yüzde 2-3’te kalmıştır. Bu borç dinamiği içinde bir de şu meşhur, bugünlerde bütün haberlere yansıyan, gazetelere yansıyan da kamu bankalarının görev zararlarına bir bakalım. Herhalde bu grafiğe baktığımız zaman ilk işimiz olarak kamu bankalarını bu hale sokan düzene niye son verdiğimizi anlıyorsunuz. 1992 yılında hiç olmayan bir kamu bankaları görev zararı, bugün adeta milli gelirimizin yüzde 20’sine, 5’te 1’ine eşit olmuştur. Bu borç stoku zaten kamuya ait bir borç stokudur. Bunu Hazine’nin devralması ve rasyonel, etkili, dürüst bir şekilde yönetmesi bu düzeni değiştirecektir ve borç stokunun ve Türkiye devletinin borç stokunun en düşük maliyetle yönetilmesine müsade edecektir.
Biliyorsunuz Ziraat Bankası’nda yeni yönetim 2 hafta önce iş başına gelmiştir. Bugün Halk Bankası’nın genel kurulu yapılmıştır, yönetim değişmiştir. Emlak Bankası’nda da aynı olay gelecek hafta yerine gelecektir. Bu bankaların bir an önce üreticiye, çiftçiye, esnafa destek dışındaki mecburiyetlerinden kurtarılmaları gerekiyor. Bankalarda çalışan çok değerli elemanlar var. Hızla durumun düzelmemesi için bir neden yoktur. Ciddi ve herhangi bir politik müdahale olmaksızın çalışmaları gerekiyor. Bu arada hazine borçları devralıyor ve devletin bütün borcunu şeffaf bir şekilde, herkesin görebileceği biçimde tek elden yönetecek. Bir de şunu vurgulamak istiyorum; elbette her türlü idari ve yasal takip devam edecektir. Kamu bankalarındaki düzen değişikliği bir devrimdir. Ülkemize, halkımıza ve ekonomimize hayırlı olsun. Şimdi birlikte ileriye bakalım, hızlı büyümeye nasıl kavuşacağımızı konuşalım. Burada çok önemli bir boyutu vurgulamak istiyorum. Bu çalışma sadece bir istikrar programı değildir. Evet, kemerlerimizi hepimiz sıkacağız. Faiz gelir dengesini gördünüz.
Gelirlerinin yüzde 90’nını faiz ödemesine ayırmak durumunda olan bir bütçenin ne kadar dar bir durumda olduğunu hepiniz herhalde anlıyorsunuzdur. Fakat istikrarla iş bitmez. Mutlaka istikrarla birlikte yeniden yapılanma süreci içinde olmamız ve Türkiye’nin ekonomik yapısını değiştirmemiz gerekiyor. Zaten bu yeniden yapılanma olmadan istikrarı da sağlayamayız, güveni de tesis edemeyiz. Yapmamız gereken sadece bu yıl yeniden borucu döndermek operasyonu değildir. Yapmamız gereken Türkiye’nin düzenini değiştirmektir. Zaten bunu yapamazsak borcu da dönderemeyiz, makro ekonomik dengeleri de kuramayız. Bu yeniden yapılanma birtakım yasal değişiklikleri gerektirmektedir. Bu yasal çalışmalara birlikte bir bakalım. Yasal çalışmanın birinci bölümü bütçe ve kamu bankaları ve kamu yönetimiyle ilgilidir. Kamunun bir bütün olarak çok daha rasyonel, tasarruflu ve etkin çalışması gerekiyor.
Kamu bankalarından zaten bahsettik. Bunun dışında borçlanma yasası, kamulaştırma yasası, bütçe dışı fonların rasyonel hale getirip çoğunun kapatılması ve kamu ihale yasası meclisin önüne gelmiştir veya gelecektir. Bütün bunlarla hedeflenen kamunun en etkin biçimde hem gelirlerini hem giderlerini hem de reel sektörle etkileşimini yönetmesidir. Borçlanma yasasını bir örnek alalım. Borçlanma politikasını tek elden hazine yürütecektir. Büyük Millet Meclisimize her üç ayda bilgi verecektir. Borçlanma ve garanti verme sistemi tek bir kanunla düzenlenerek, borç yönetimi açık ve saydam kurallara bağlanacaktır. Garanti sorunu da çok önemli bir sorundur Türkiye’de. Elbette Türkiye’ye kaynak getiren, teknoloji getiren bazı yatırımcıya birtakım garantilerin, yani devletle ilgili garantilerin verilmesi doğaldır. Fakat bu projelerin gerçekten Türkiye’nin yararına olması ve ayrıntılarının da bu garantiye müsait olmaları gerekiyor. Her birini çok dikkatle inceleyip Türkiye’yi garanti yoluyla büyük şeyler altında ve yeniden büyük borçlar altına sokmamamız gerekiyor. Ama eğer Türk ekonomisinin gerçekten ihtiyaç duyduğu bir proje varsa ve bu projeye yatırım yapılacaksa makul bir ölçüde ve rosyonel bir biiçimde garantiler tabiki verilecektir. Kamulaştırmaya baktığımız zaman, kamulaştırma hem kolaylaşacak hem kanunla yeterli ödemeyi temin edilmeden kamulaştırma işlemi başlamayacaktır. Kamu ihale yasası da çok önemli bir yasadır. Açık, Avrupa kurumlarına uyan, rekabete dayalı bir sistemle maliyeten önemli tasarruf elde etmek mümkün olacaktır.
Yasal düzenlemelerin ikinci kısmı bankacılık ve finans sektörüyle ilgilidir. Birincisi şu anda Başbakanlık’a sunulmuş yasa, Merkez Bankası’yla ilgili yasadır. Ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nı tamamen Avrupa standartlarına uyan, güçlü, bağımsız bir Merkez Bankası haline getirecektir. Zaten Merkez Bankamız o açıdan çok yol almıştır. Çok iyi çalışan, güçlü bir Merkez Bankası’dır. Fakat bu yasayla daha da ileriye giderek Türkiye’nin Merkez Bankası ve gelişmiş ülkelerdeki Merkez Bankaları’nın bütün niteliklerini kazanacaktır. Bu özellikle uzun vadede enflasyonla mücadele açısından çok önemli bir adımdır. Özerk, para politikasını serbest ve güçlü bir biçimde yürüten bir Merkez Bankası, enflasyona karşı bir ülkede en önemli teminattır. Biliyorsunuz bankacılık sektörü, finans sektörü bu son bunalımdan büyük bir darbe yemiştir. Ve dolayısıyla yasal düzenlemelerde bankacılıkla ilgili bölüm çok çok büyük bir önem taşımaktadır. Ayrıntısını dağıtacağımız metinde bulacaksınız. Bankacılık sektörüyle ilgili çok yoğun çalıştık, çalışmalar devam ediyor.
Bankacılık yasası sevk edilecek
Ve bankacılık sektörüne önemli bir rahatlama ve ileriye dönük üretime, üreticiye, ithalatçıya, çiftçiye, esnafa daha iyi bir şekilde hizmet etmesi için gerekli düzenlemeler yapılmaktadır. Bence bu uygulamalarla da belki en önemlisi ayakta kalan bankaların ekonomiye hizmet etmelerine yardımcı olacak bir düzen içinde denetlemek ve sahiplerinden de sermaye arttırmalarına gitmelerini hem özendirmek hem onlardan bunu istemektir. Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu’yla birlikte bu çalışmalar hızla ilerliyor ve sanıyorum önümüzdeki günlerde bankacılık yasasını da meclise sevketmiş olacağız ve bankacılık sektöründeki bunalıma bir an önce son vermek yönünde çok önemli adımlar atabileceğiz.
Bu arada bunu da söyliyeyim, daha önce hükümetimizin de birkaç kez vurguladığı gibi, herkesin mevduatı kesin güvence altındadır. Bu konuda en ufak bir tartışma ve en ufak bir şüphe olmasın. Herkesin mevduatı, Türk devletinin kesin güvencesi altındadır.
Reel sektördeki düzenlemeler
Kamu yönetimi ve bankacılıktan sonra bir reel sektörü ve sektörel yasalara bakalım. Reel sektördeki düzenlemeler çok önemlidir. Şeker yasası, tütün yasası, doğalgaz yasası, telekom yasası, sivil havacılıktaki değişiklik.. Bütün bunlar reel sektöre yönelik çalışmalardır, yasal düzenlemelerdir ve büyük önem taşımaktadır yeniden yapılanmada. Amaçlanan nedir? Amaçlanan, reel sektörün rekabet edebilir, güçlü bir yapıya kavuşması.
Devletin reel sektördeki zararların önlenmesi fakat aynı zamanda da reel sektörün bu rekabetçi yapı içinde çok daha sağlıklı çalışabilmesi ve üretimi, ihracatı geliştirebilmesidir. Özellikle tarımda Türkiye’nin rekabet gücü olan sektörde üretim yapılması gerekiyor. Bir ürün üretilip sonradan yakılırsa uzun vadede bunun ne çiftçiye yararı vardır ne ekonomiye ne de devlete. Dolayısıyla dünya fiyatları ve dünya piyasaları ne gerektiriyorsa ve o açıdan Türkiye ekonomisi hangi alanda gerçekten kâr edebiliyorsa üretimin o alanlara kayması ve o alanlarda büyümesi gerekiyor. Tabii bu arada bir geçiş dönemi olacak.
Çiftçiye destek
Birçok sektörde bu geçiş döneminde özellikle çiftçiye destek olmak gerekecek. Ve bunu direkt olarak gelire destek şeklinde gerçekleştirmemiz gerekiyor. Özellikle Tarım Bakanlığı’nda bu çalışmalar ilerlemektedir ve bu aşamada bu çalışmaların hızla hedefe ulaşıp bu direk destek kaynaklarının istenilen biçimde amaca ulaşması gerekiyor. Geçiş döneminde bu işin sosyal boyutu çok önemlidir. Üretimi yeniden yapılandırdığımız günlerde ve yıllarda bu desteğin, bu sosyal desteğin de mutlaka işlemesi gerekiyor.
Telekom sektörü
Telekomünikasyona değinelim birkaç dakika için. Telekomünikasyon sektörü biliyorsunuz bu yeni ekonomide, yeni teknolojide, dünyadaki bütün ekonomiler için belki de en önemli bütün diğer sektörlerin etkinliği açısından rekabet edebilir güce gelmeleri açısından çok önemli bir sektördür. Burada hem Türkiye’nin stratejik amaçlarına uygun biçimde ve stratejik olan savunmayla ilgili olan, milli savunmamızla ilgili olan bu unsurları gözönünde tutarak yeni bir yasayı Meclis’e sevkedeceğiz. Bu yeni yasada telekominikasyon sektörü rekabete açık, özel girişimin gücüyle daha etkin, daha az, daha düşük maliyetle çalışabilecek ve ekonomiye hizmetlerini verebilecektir. Aynı zamanda blok satış olarak çoğunluğun yabancıya satılması uygun görülmemiştir. Yabancı stratejik ortağa blok satış yapılacaktır, fakat bu yüzde 50’nin altında kalacaktır.
Havacılık sektörü
Havacılık sektörü de çok önemlidir Türkiye için. Türkiye’nin coğrafi konumu, bölgedeki, bu bölgedeki yeri, bence Türkiye’nin sivil havacılıkta müthiş bir, önemli bir şey olması imkanını doğurmaktadır. Avrupa, Ortadoğu, Akdeniz, Orta Asya ve Asya arasında bir köprüdür. Ve sanıyorum havacılık sektörünün gelişmesiyle hem dışardan hem içerden çok önemli kaynaklar Türkiye’ye gelebilecektir. Ve aynı zamanda THY ve diğer uçuş hava şirketleri hem kar edebilir hem de ekonomiye çok büyük bir hizmet verebileceklerdir. Onun için fiyat yapılarını esnek ve serbestçe belirlemeleri gerekir tabiki rekabet kuralları içinde kalarak ve zaten buna rekabet kurulu da her zaman denetim görevini yapacaktır. Şuanda sivil havacılık yasasındaki değişiklikle bu sağlanmaktadır. Ve sanıyorum önümüzdeki aylarda çok daha rekabet gücü olan ve güzel hizmet veren, zaten güzel hizmet veriyor THY.. Fakat aynı zamanda bunu kâr ederek ve ileriye dönük yatırımlarla daha da güçlendirmesi mümkün olacaktır.
Bu arada özellikle Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızdan da THY’ye büyük ilgi vardır. Sanıyorum onlardan da gelen yatırımla bu genişlemeyi ve bu sektörün güçlenmesini sağlayabileceğiz.
Yeniden yapılanma süreci
Değerli basın mensupları, değerli vatandaşlarımız, bu yapılanma, bu yeniden yapılnama, Türkiye’nin makro ekonomik dengesi ve makro ekonomik yapısı açısından çok önemlidir. Meclis yoğun biçimde çalışıyor, bu yasalar komisyonda ve genel kurulda bu ayın sonuna kadar çoğu gerçekleşecektir. Ve yasal çalışmalar hızla sürecektir. Şimdi tüm bu yeniden yapılanmada bir boyutu tekrar altını çizmek istiyorum öneminin, bu da sosyal boyutu. Ekonomik ve sosyal konsey yasası biliyorsunuz TBMM’nin genel kurulunda kabul edilmiştir. Bence bu çok önemli bir adımdır. Bir ülkenin ekonomik politikası, sosyal kesimlerin dayanışmasına dayanmalı ve bu sosyal kesimler isteklerini, düşüncelerini, eleştirilerini, en yüksek düzeyde hükümete ve bakanlar kuruluna iletmek durumunda olmalıdır ve bunun bir yasayla açıklanması, bağlanması, bence Türkiye’nin sosyal dayanışma yolunda çok büyük bir adım attığını göstermektedir. Tabi her kesimin istekleri olacak ve özellikle bu zor makro ekonomik durumda ve bütçenin bu dar durumunda her kesimin isteğine tam olarak uymak mümkün olmayacaktır.
Fakat her kesim, bilgisini, deneyimini ve isteklerini çok rahat ve açık bir dilde bu ekonomik konsey çerçevesinde hükümete sunmak durumundadır, sunacaktır. Ve elden gelen dayanışmayı da hepimiz göstermemiz gerekiyor. İkinci önemli bir husus; iş güvencesidir. Burada uluslararası normlara uyan bir güvenceyi de Türkiye işçisine sağlamak mevburiyetindedir. Fakat aynı zamanda bu güvenceyi sağlarken emek piyasasının ve işverenin de gücü, durumu, işletmenin kârı da göz önünde tutularak her iki tarafın da, her iki tarafın da isteğine saygı göstererek ve bir uzlaşma sağlayarak kanunlaşması gerekiyor. Fakat özellikle bugünlerde bence bütün işverenlerin bu konuda hassas olmaları ve mümkün olduğu kadar çalışanlarla birlikte hareket etmeleri ve bu bunalımı hep birlikte sosyal dayanışma içinde geçirmemiz açısından bu işçi işveren ilişkilerindeki mutabakat çok önemlidir ve sanıyorum en önemli, şu anda en önemli amacımız istihdamı arttırmak, istihdamı korumak ve işsizliğe karşı mücadeledir. Yasa bu şekilde bu çerçeve içinde tartışılmalı ve istihdama destek olarak destek olabilecek bir yasanın meclisten çıkması gerekmektedir.
Yasal düzenlemeler hızla geçecek
Yasal çalışmalar, kamu yönetimi, finans dünyası ve Merkez Bankası, reel sektörle ilgili yasalar ve sosyal dayanışmayla ilgili yasalar olarak dört bölümde ele alınıyor ve hızla Meclis’e sunuluyor ve hızla da kanunlaşacaklarına inanıyorum. Bu yeniden yapılanma hem iç kamuoyuna hem dış kamuoyuna Türkiye’nin gerçekten düzeni değiştirmek istediğini, bu 1990’lı yılların yüksek borç, yüksek faiz çarkına geri dönmeyeceğimize işaret eden çalışmalardır. Ve hızla yürütülmeli, sonuca bağlanmalı. Bu bakımdan hem büyümemiz için hem de hemen şimdi özlediğimiz istikrar için çok önemlidir. Konuşmamım son bölümünde makro ekonomik politikaya ve 2001 yılındaki makro ekonomik duruma bakmak istiyorum.
Daha önce de açıkladıdığımız gibi malesef 2001 yılında, 2001 yılının birinci yarısında büyüme negatiftir. Tam rakamları bilmiyoruz ama eksi yüzde 5, eksi yüzde 6’ya kadar bir daralma söz konusudur. Fakat yılın ikinci yarısında bunu hızla yeniden büyüyen bir ekonomiye çevermemiz mutlaka gerekiyor ve 2002 yılında da büyümeye geçmek istiyoruz. Şimdi burda en önemli, sanıyorum en önemli avantajımız ve bu program açısından bir yerde en büyük şansımız, bu programa çok rekabet edebilecek bir kurla girmemiz. Gerçi kur bir çok bakımdan problem olmuştur, fiyatların artmasına yolaçmıştır, bankacılık sektörü için bir sorundur.
Fakat aynı zamanda eğer piyasaların yeniden işlemesini ve finans mekanizmalarını yeniden işlemesini sağlayabilirsek, o zaman Türkiye bu yıl ihracat ve turizm açısından, belki de geçmiş yılların en iyi yılını yaşayabilecek duruma gelebilecektir. Bu sürecin yazın başlaması ve ondan sonra sürmesi bekleniyor. Ve dolayısıyla programın diğer bütün hususları yerine gelince özellikle ihracata ve turizme dayalı bu büyüme sürecinin, bütün yararlarını ve Türkiye’ye getirecekleri iyi sonuçlarını hep birlikte göreceğiz. Enflasyon malesef gene bu yılın birinci yarısında yüksek çıkacaktır. Kur ayarlaması yüzünden mart nisan enflasyonu çok yüksek çıkacaktır. Yani zaten yüzde 10 çıkmıştı biliyorsunuz martta TEFE, TÜFE biraz bunun altındadır. Nisanda da buna benzer hatta biraz üstünde bir sonuç bekliyoruz. Fakat kesinlikle bu programla enflasyona dönüşü istemiyoruz ve para politikasını ve mali politikayı da ona göre ayarlıyoruz.
Enflasyon yazdan itibaren düşecek
Enflasyon yaz aylarından itibaren hızla düşecektir. Bu enflasyonu düşürme çabasının çok çok önemli bir bölümü tabiki maliye politikamızdır ve bütçe politikamızdır. Türkiye, bu programı başarıya ulaştırabilmek için faiz dışı kamu dengesinde çok önemli bir gayret göstermek mecburiyetindedir.
Bu gayret zaten 2000 yılında da gösterilmiştir, başlanmıştır. Ve buna devam ediyoruz ve gelecek sene de devam edeceğiz. Kolay olmayacaktır. Ancak yaptığımız ayrıntılı çalışmalar sonucunda bu yıl faiz dışı kamu dengesinde geçen yıla kıyasla çok önemli bir artışın mümkün olduğunu görüyoruz. Bu en başta devletin tasarruf etmesine bağlıdır. Devletin bütün kuruluşları çok ciddi biçimde kendi alanlarındaki tasarruf önlemlerine karar vermişlerdir ve bu önlemler uygulamada konulacaktır. Bunu yapmazsak enflasyon sürecini kıramayız ve yazın ve sonbahar aylarında yeniden enflasyonu aşağıya doğru çekemeyiz. Onu da yapmazsak enflasyon devam ederse bütün piyasalara vereceğimiz sinyal çok yanlış olacaktır. Ve aynı zamanda gene yüksek reel faiz süreci devam edecektir.
Onun için kamu maliyesindeki bu güçlü politikayı mutlaka hepimiz desteklemeliyiz ve bunun gerçekleşmesine yardımcı olmalıyız. Onun sayesinde enflasyon yıl sonunda aylık olarak yeniden yüzde 2’ye inebilecek. Ve gelecek yıl da yüzde 20’nin de altına inebilecektir. İkinci üç ay enflasyon aylık olarak yüksek bir noktaya gelecek fakat ondan sonra hızla yeniden düşüp, yıl sonunda yüzde 2’lik rakamlara varabileceğiz. Büyüme açısından da şu anda negatif yüzde 4, hatta belki biraz daha altındayız. Fakat ondan sonra üçüncü aylık yani Temmuz ve Ağustos aylarından itibaren dış satımın ve turizmin de yardımıyla yeniden pozitif büyümeye geçmemiz bence son derece olasıdır. Bunu bekliyoruz ve programı bu rakamlara göre de yürütüyoruz.
Makroekonomik dengeler
Yeniden bu makro ekonomik dengeler açısından özetleyelim. Şu anda gerçekten çok zor durumdayız. Kur, aşırı bir hareket göstermiştir ve reel kur hesapları yaptığımız zaman, esasen şuanda döviz olması gerekenin çok üstünde bir fiyatta, yani özellikle geçen haftanın sonlarında ve bu haftanın başlarında çok aşırı değerlenmiş bir durumdaydı. Kurun enflasyonun, para politikasının, maliye politikasının hepsinin yerine oturmasıyla yeniden istikrara kavuşacağımız ve herkesin önünü daha iyi görebileceğimiz günlere bence hızla varacağız. Bu programın açıklanması, aynı zamanda içerdeki ve dışardaki yatırımcı açısından da incelenmesi ki tabi bütün ayrıntıları bugünkü konuşmamda vermiyorum.
Ama ayrıntıları dağıtacağımız metinde herkes bulabilir. Bu ayrıntılar incelendiğinde ve meclisteki çalışmalar da hızla sonuca ulaştığında sanıyorum ülkemize yeni bir güven gelecek ve makro ekonomik dengeler yerlerine oturacaklardır. Tabi bu dengenin önemli bir kısmı da dış finansmanla ilgilidir. Biliyorsunuz bu çalışmaları yürütürken, dış finansman boyutunda düşünüyoruz ve bu konuda da yoğun bir çaba içindeyiz arkadaşlarımızla. Önceden başka günlerde de belirtmiştim. Esas tabi çözüm içerdeki yeniden yapılanmadır. Türkiye’de hükümetçe desteklenen reformlardır ve aynı zamanda devletteki tasarruf eylemleri ve devletin daha etkili çalışması gayretidir. Esas sorunların çözümü Türkiye’nin içindedir. Zaten yüksek olan borcumuza ki ilk başta borç stokumuzu gördünüz, faiz durumunu gördünüz, zaten yüksek olan bu borçlara çok büyük yeni borçlar eklemek sorunu çözmez. Tersine bizi daha da büyük çıkmazlara götürür. Dolayısıyla borçlanmada ister direk devlet borçlanmasında, ister hazinenin garanti vererek devleti borç politikasında çok dikkatli olmamız gerekiyor. Ancak bu aşamada, bu geçiş döneminde bütün yükü iç piyasaya ve para piyasasına veremeyiz.
Bu geçiş döneminde uluslararası kuruluşlar ve Türkiye’yle ticari ilişkileri, ekonomik ilişkileri olan dost ülkelerin de bir miktar bizi desteklemelerini istedik ve uluslararası finans çevresiyle yoğun bir çalışma ve görüşme içindeyiz. Biliyorsunuz bu destek miktarını aşağı yukarı 10-12 milyar olarak belirledik. Bunu sağlamaya çalışıyoruz. Ve bunu önümüzdeki günler içinde, önümüzdeki hafta bir karara bağlayabileceğimizi umut ediyorum. Olumlu gelişmeler var. Fakat tabiki herkes bu programın ayrıntısını görmek isityor. Bugün açıklayacağımız ve size de dağıtacağımız metni okumak istiyor aynı zamanda da Uluslararası Para Fonuyla yaptığımız çalışmaların son şeklini bulmasını bekliyorum. Biliyorsunuz bugünkü dünyamızda Uluslararası Para Fonu, uluslararası finans kısımlarını denetleyen, koordine eden, bizim de hissedarı olduğumuz bir kuruluştur. Kendi programımızı hazırlarken geçmişteki deneyimlerden de ders aldık, kendi programımızı hazırladık. Türkiye’nin kadroları olarak hükümet olarak fakat bu programı bugün Uluslararası Para Fonunu’na da resmen sunuyoruz. Onlar da çalışmalar yapacaklar, Dünya Bankası da çalışmalarını yapacaklar, ayrıntıya bakacaklar fakat bize destek olacaklarını çok büyük bir kuvvetle tahmin ediyorum. Ve bu destekle birlikte bu programın dış finansman ayağını da önümüzdeki hafta oluşturabileceğimize ve kesin bir hedefe varacağımıza inanıyorum. Bu önümüzdeki günlerde bu konuda çok yoğun olarak çalışacağız ve bu dış finansmanı da programa sağlamak için elden geleni yapacağız. Tekrarlıyorum. Kesin kararlar verilmiş değil. Herkes bu sunduğumuz programın yarıntısına bakacak. Uluslararası Para Fonuyla çalışmalarımız bu hafta sonu devam edecek. Kesin bir noktaya geldiğimizde dış finansman ayağını da elde edeceğimize inanıyorum. Ve o zaman hem içerdeki mali politika ve yaratacağımız faiz dışı kamu dengesindeki kaynağı göreceğiz.
Dış kaynağın görünmesi arından
Dışardan gelen kaynağı göreceğiz ve bu iki kaynakla birlikte Merkez Bankamız, para politikasını ayrıntısıyla belirleyecek ve program bu şekilde kesin bir makroekonomik tablo şeklinde ortaya çıkacak. Önümüzdeki günlerde bu çalışmaları sürdürüyoruz. Tekrar ediyorum ve çok umutluyum, büyük zorluk olacağını tahmin etmiyorum. Sanıyorum program büyük destek görecektir. Fakat şuanda kesin bir rakam vermek veya dışardan gelen desteğin bilişimi konusunda size kesin bir bilgi veremiyorum henüz. Hem geçmişe baktık, yeniden yapılanmaya baktık ve yeniden yapılanmayla istikrarın niye birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu anlatmaya çalıştım. Sadece istikrara yönelirsek belki başarırız, belki 6 ay için, 9 ay için istikrar sağlayabiliriz. Belki hazine yeniden çok yüksek faizle borçlanmaya bütün bir yıl devam eder.
Ancak Türkiye’yi düze çıkartamayız. Büyümeyi sağlayamayız ve sorunlara sadece geçici çözüm bulmuş oluruz. Onun için istikrar tedbirleriyle birlikte ki çok güçlü istikrar tedbirleri alıyoruz. Yani bugün bu açıkladığımız maliye politikası, bunu hem içerdeki kamuoyu hem dışardaki kamuoyu kabul ediyor. Çok güçlü bir maliye politikasıdır ve çok, büyük devletten büyük fedekarlık isteyen bir maliye politikasıdır. Fakat bu durumda bunu yapmak mecburiyetindeyiz. Esasen tabi ilerde kamu harcamalarında çok daha etkili olmamız ve kamu sektöründe çok daha verimli olabilecek bir duruma getirilmemiz ve aynı zamanda kamuda çalışan insanlarımızla biraz birşeyler yapmamız gerekiyor. Bugün Türkiye’de bir hastanede bir hasta bakıcının aldığı ücrete baktığımda, gerçekten çok çok üzülüyorum. Bu olacak bir şey değil esasen, olmaması gerekir. Yani hasta olan vatandaşlarımıza veya annelerimize, babalarımıza bakan bir hastabakıcının bugün Türkiye’de aldığı gelir, kabul edilmez derecede düşük bir gelirdir. Fakat şuanda bugün buna bir çare getiremiyoruz. Yarın buna mutlaka bir çare getirmemiz gerekiyor.
Dış destek haftaya gelecek
Tekrarlıyorum, bu içerdeki büyük gayret karşılığında ve bu büyük gayreti görerek mutlaka bir dış destek sağlayacağımızda bence bekleniyor ve bu konuda da önümüzdeki hafta içinde kesin haberleri size vermek isterim. Son olarak, ilke olarak şunu belirtmek istiyorum. Bu hepimiz geçen asrın tartışmalarını, geçen asrın seyrini izledik. Geçen asrın büyük bir bölümü, bir özel sektör ve kamu sektörü kavgası biçiminde geçti hem Türkiye’de hem dünyada. Kamu sektörü taraftarları veya devletçiler, özel sektör taraftarları veya özel girişimciler, bu büyük ideolojik tartışmalara yolaçtı. 60’lı yıllarda, 70’li yıllarda hatta 80’li yıllarda devam etti. Bugün artık 21’inci asra girmiş bulunuyoruz. Ve sanıyorum bu tartışmalar artık yeni bir senteze doğru gelmiştir. Güçlü bir ülke için, güçlü bir ekonomi için özel sektörün rahat bir şekilde güvence içinde çalışması şarttır. Güçlü bir devlet refah yaratan bir özel sektör olmadan ortaya çıkamıyor. Saygın bir devlet için mutlaka rekabet edebilen, refah yaratabilen, gelir yaratabilen bir özel sektörün olması gerekiyor. Ama aynı anda devletin de önemi bir daha bence anlaşılmıştır. Devletsiz bir piyasa, denetimsiz bir piyasa, yasal çerçevenin olmadığı bir piyasa çalışmıyor.
Devlet özel sektör tartışması geride kalsın
Refah da yaratamıyor, üretim de yaratamıyor. Nasıl saygın bir devlet için, güçlü bir devlet için güçlü bir özel sektör gerekiyorsa aynı şekilde refah yaratabilen bir özel sektör için denetim ve sosyal destek görevini yapan güçlü bir devlete de ihtiyaç var. Bugün artık Türkiye’de bu devlet özel sektör tartışmasını da bence geride bırakalım ve hem devletin hem özel sektörün sosyal dayanışma içinde, birlikte, birbirine güvenerek ve birbirini destekleyerek bu özlediğimiz refahı, güçlü ekonomiyi meydana getirmelerine yardımcı olalım. Bu son mesajım bence çok önemli. Eski tartışmalar değil, yeni pratik çözümler aramamız lazım ve bu konuda özel girişim ve devlet kadroları birbirlerine yardım etmelidir.
Sevgili vatandaşlarım, gerçekten zor durumdan geçiyoruz. Çok büyük bir hızla da önümüzdeki 2-3 ay içinde çok rahat bir duruma geçemeyeceğiz. Herkes gerçekten fedakarlık yapmak durumundadır. Fakat aynı zamanda umutsuz olmak için hiçbir neden yok. Türkiye, kaynağı bol olan bir ülkedir. Coğrafi konumu açısından belki de dünyanın en önemli yerindedir. Büyük bir ülkedir. Çok dayanıklı, çok çalışkan insanları vardır. Devlet kadrolarında çok değerli arkadaşlar vardır. Ve aynı zamanda belki de dünyanın en dinamik, en girişimci özel sektörüne sahiptir. Şu anda Türkiye’nin başına gelen 90’lı yılların borç dinamiği sonucunda güvenin kaybolmasıdır. Bu borç dinamiğini durduğumuz anda ve gerçekten yeni bir yapıyla işe girişeceğimize kesin karar verdiğimiz zaman ve bu konuda herkesin inandığı ve herkesin umut verdiği anda, sanıyorum Türkiye büyük kaynaklarını üretime, ihracata dönüştürebilir.
Rüya gibi hatırlayacağız
Şu anda çekingen davranan sermayeyi devreye sokabilir ve gerçekten inanıyorum ki geçmişte görmedğimiz bir hızla, bir tempoyla büyümeye kavuşabiliriz, yüzde 6-7’lik bir büyüme Türkiye için tamamen mümkündür. Ve yüzde 6-7 büyümeyle bir 10 sene geçirebilirsek, o zaman Avrupa düzeyinde, Akdeniz’in çok saygın, çok ekonomik açıdan güçlü bir ülke haline geleceğiz ve sanıyorum bugünleri o zaman biraz kötü bir rüya gibi hatırlayacağız. Fakat aynı zamanda hep birlikte el ele verdiğimiz için mutlu da olacağız ve bu durumda bir ulusal dayanışma ve toplumsal dayanışma içinde nasıl bu durumdan hızla çıktığımızı hatırlayacağız. Ben buna kesinlikle inanıyorum. Gerçekten bu konuda tereddütüm yoktur.
Yabancı sermayeye çağrı
Dışardaki yatırımcıya da bir mesaj vermek istiyorum son olarak. Şuanda Türkiye’ye yatırım yapan çok kârlı çıkacaktır. Belki önümüzdeki 3 ay içinde değil ama önümüzdeki 1-2 yıl içinde mutlaka çok kârlı çakacaktır. Dolayısıyla şuanda Türkiye’ye gelmeyen veya gelmekte korkan sermayenin bir an önce Türkiye’ye gelmesinde kendileri açısından büyük yarar vardır. Hep birlikte olduğumuz için çok teşekkür ederim.
Tekrar yanımdaki arkadaşlarıma çok teşekkür ederim, bu programı birlikte ortaya çıkarttık. Fakat tabi programın çıkmasından daha da önemli olan bunu uygulamaktır. Hergün bu tedbirleri en büyük bir hızla ve titizlikle yerine getirmektir. Ve dediğim gibi buna halkla bütünleşerek, toplumla bütünleşerek ve toplumdan aldığımız bilgiyi her an her gün yeniden programa katarak yapmamız gerekiyor. Bu şekilde başarıya ulaşacağız ve Türk toplumu da başarıya ulaşacaktır. Çok teşekkürler sevgili arkadaşlarım.
|