Faizsiz Bankacılık Sistemi (Katılım Bankacılığı)

FAİZSİZ BANKACILIĞIN TARİHÇESİ

Dünya


DÜNYADA FAİZSİZ BANKACILIK
Oluşumu

Bir finansman müessesesi olarak “Faizsiz Bankacılık”ın dünyada ilk uygulaması Mısır Arap Cumhuriyeti’ndeki Mit Gamr kasabasında yaşanmıştır. Eski devlet başkanı Cemal Abdül Nasır döneminde bütün bankaların devletleştirilmesi akımına karşı alternatif olarak geliştirilen bir deneme sonucunda ortaya çıkmıştır. Mısır köylüsünün (fellah) tarımsal ve ticari ihtiyaçlarını karşılayan ve bunu yaparken “müteselsil kefalet” (tekeffül) felsefesine dayanan, daha çok “venture-capital” (risk sermayesi) ile “para vakfı” karışımı özgün bir modelde çalışan bu kuruluşa “banka” sıfatının verilmesi bugün akademik bir tartışma konusu olmaktadır. Model, hem bankacılığı, hem ticari ortaklığı (kâr ve zarar ortaklığı), hem tekafülü (sigorta) hem “barter” (takas), “icar” (leasing), factoring, vbg alt finansman metotlarını bir arada ve aynı çatı altında, aynı zamanda hayata geçirmiş kendine özgü bir modeldir.

Köy Sandığı kavramına yakın bir metotla faaliyet gösterdiği bilinen bu bankanın fikir babası merhum Dr. Ahmed El-Naggar’dır. Aynı zamanda bankanın hissedarı ve ilk idari personeli arasında bulunan söz konusu Mısırlı eski dışişleri bakanlığı memurunun iktisat background’u incelendiğinde, Alman ekonomi tarihinde (Prusya döneminde) görülen “toplumsal kalkınma bankacılığı”na benzer prensiplerden etkilenmiş olduğu ve bunu, çağındaki ve coğrafyasındaki İslami ekonomik ve kültürel öğelerle birleştirmeye çalıştığı dikkati çeker.

Öte yandan, İngiliz hakimiyeti dönemindeki Hindistan’ın Müslüman bölgelerinde (bugünkü Pakistan vbg) görülen bazı “kooperatif bankacılık” uygulamalarının da dünyadaki ilk faizsiz finansman örnekleri arasında sayılması doğru olur.

Gelişimi

Münferit uygulamalar şeklinde birçok Müslüman toplumda yüzyılımızın başlarından itibaren filizlenmeye başlayan bu hareketin bilinçli, organize ve çağdaş metotlarla hayata geçirilmesi fikri ilk kez merhum Suud kralı Faysal döneminde ortaya çıkmıştır.

Kalkınma sürecinin başındaki tüm ülkelerin kendisine yönelen taleplerini karşılamakta zorlanan Amerika Birleşik Devletleri bu gelişimin İslâm ülkeleri arasında bir an önce örgütlenerek büyük çaplı bir oto-finansman kaynağı oluşturmasını tercih etmiş ve Dünya Bankası (IBRD) modelinde çalışacak birkaç büyük bölgesel banka kurdurarak bu yükün paylaşılmasına önayak olmuştur. Bu amaçla Asya ve Afrika kalkınma bankalarının kuruluşuna paralel olarak Cidde’de kurulan (1975) İslam Kalkınma Bankası’nın gerçekten de İslam ülkelerindeki kamusal projelere yaptığı mali katkılar çok önemli boyutlarda olmuş, fakat ihtiyacı karşılamakta yeterli olmamıştır.

Özel sektör projelerine finansman veremeyen İKB’nın bıraktığı boşluğu doldurmak üzere bazı Suudi, Kuveytli, Birleşik Arap Emiri vbg zengin Müslümanların örgütlenmeleri sonucunda 1981’de oluşan “Dar Al-Maal Al-İslami” adlı holding, petrol zenginliğini ülkesine çekmeyi düşünen İsviçre’nin Cenevre kentinde kurularak faaliyete geçmiştir. Bunun verdiği cesaret ve know-how birikimi üzerine “Dallah Baraka Gurubu” ve diğer bazı guruplaşmalar sonucunda ortadoğudaki Müslüman ülkelerde faizsiz finansman sistemi hızla yaygınlaşmıştır. Uzakdoğuda (Malezya vbg) ülkenin yönetiminde söz sahibi zengin Müslümanların kurduğu banka ve finansman kurumları, Japon kültür ve teknolojisinin imkânları ile birleşince bölgenin büyük bir ekonomik sıçrama yapmasında lokomotif rolü oynamıştır.

Şimdiki Durumu

Halen dünyada 135 müessese “faizsiz” finansman kuruluşu niteliğinde çalışmakta ve yaklaşık 150 Milyar Dolar’dan fazla bir kaynağı işlemektedir. Her yıl yayınlanan istatistik verilerinden anlaşıldığı üzere dünyada en büyük 1000 banka arasında yer alan bankalardan 89 adedi halen İslam ülkelerinde kurulmuş olan ve faizsiz sistemde faaliyet gösteren finansman kurumlarıdır.

Dünyanın en büyük bankaları (Örn: Citibank) bu sisteme yakın ilgi duymakta olduklarını ifade ederek bu gelişmenin içinde yer almaya gayret göstermektedirler. Bu ilgi, fiilen bu sistemde çalışan özel bankalar kurmak ve şubeler açmak şeklinde olduğu gibi ayrıca mevcut faizsiz bankalarla ortaklaşa bazı projelere katılmak metoduyla da olabilmektedir.

Faizsiz finansman sistemine batılıların 20 yıl önce yakıştırdığı sıfat, bizlere de ters gelmeyen bir sıfattır: İslâm Bankacılığı… Ancak, faizin “haram” edilmiş olması sadece İslamiyet’te değil fakat tüm semavi dinlerde kabul gördüğü için, asli kültür öğelerine gittikçe daha çok ilgi duyan ve köklerindeki değerleri keşfeden bütün toplumlarda faizsiz bankacılık kavramı özel ve saygın bir yer kazanmaktadır. Kurucusu Prens Muhammed Al Faisal olan ve merkezi Cidde’de (S. Arabistan) bulunan Dünya İslam Bankaları Birliği’nin en belirgin faaliyeti, konvansiyonel (klasik faizli) bankacılık standartlarını ve faizsiz finansman sistemini karşılıklı olarak birbirine adapte ederek iki kardeş sistem arasındaki dil birliğini geliştirmek yönündedir.

Türkiye


TÜRKİYE’DE FAİZSİZ BANKACILIK
Oluşumu

1975 yılında İslam Kalkınma Bankası’nın (İKB) kurucu üyeleri arasında yer alan Türk Hükümeti 1984’te sermaye payını arttırarak bu kuruluşun en büyük ortaklarından biri haline gelmiş ve İKB Yönetim Kurulunda sürekli üye bulundurma hakkını elde etmiştir. Böylece Türkiye, 56 İslam ülkesi arasında iktisadi işbirliği programlarının gerçekleştirilmesinde, dış ticaretin artışında, altyapı yatırımlarının desteklenmesinde, özel sektörün teşvik edilmesinde ve çeşitli finansman tekniklerinin geliştirilmesinde büyük rol oynayan, işlem hacmi 1996 yılında 18 milyar dolara ulaşan ve dünyanın önde gelen finans kuruluşlarından biri olarak bilinen İslam Kalkınma Bankası bünyesindeki etkinliğini arttırma imkanı elde etmiştir.

Bunun yanısıra, tasarruflarını faizsiz sisteme uygun olarak değerlendirmek isteyen vatandaşlarımıza, küçük ve orta boy işletmelerimize hizmet vermek amacıyla 1975’te kurulan ve bu yöndeki çalışmalarını 1978’e kadar sürdüren Devlet Sanayi İşçi Yatırım Bankası’nın (DESİYAB) ülkemize önemli tecrübeler kazandırdığı söylenebilir. Böylece ulusal ve uluslararası düzeydeki iktisadi ve siyasi gelişmelerin yanısıra ilmi faaliyetlere paralel olarak Türkiye’de Faizsiz Bankacılık Sistemine yer verecek olan ön adımlar atılmaya başlanmıştır.

16.12.1983 tarih 83/7506 sayılı kararname ile Özel Finans Kurumları’nın temeli atılmıştır. Kenan Evren döneminin başbakanı Bülent Ulusu’nun hazırladığı ve rahmetli Turgut Özal’ın ilk başbakanlık günlerinde kabul edip hayata geçirdiği bu yeni bankacılık/finansman anlayışının esas amacı, ekonomiye katılamayan mali değerleri yastık-altından çıkararak yabancı sermaye ile birlikte milli ekonomimizin emrine tahsis etmektir. 25 Şubat 1984 tarihinde Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın, 21 Mart 1984 tarihinde T.C. Merkez Bankası’nın yayımladığı tebliğlerle de sistemin ayrıntıları düzenlenmiştir. Daha sonra çıkarılan çeşitli tebliğ ve düzenlemeler sonucunda bu sistemin yasalar ve mevzuat bakımından alt yapısı tamamlanmıştır.

Gelişimi

Türk toplumu tarafından kısa sürede benimsenen Özel Finans Kurumları topladıkları fonlar, iş hacimleri ve proje kapasiteleri yönünden hızlı bir gelişme göstermişlerdir. Sırayla;

  • Albaraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş. 1985’te,
  • Faisal Finans Kurumu A.Ş. 1985’te,
  • Kuveyt Türk Evkaf Finans Kurumu A.Ş. 1989’da,
  • Anadolu Finans Kurumu A.Ş. 1991’de,
  • İhlas Finans Kurumu A.Ş. 1995’de,
  • Asya Finans Kurumu A.Ş. 1996’da,

kurulmuş ve böylece Türkiye’deki Faizsiz Bankacılık Sisteminin temel müesseseleri ortaya çıkmıştır. Bunlardan ilk 3 tanesi, yabancı sermaye ağırlıklı iken sonra gelenler tamamen yerli sermaye ile kurulmuş olarak piyasasa girmişlerdir.
Şimdiki Durumu

Özel Finans Kurumları, dünyada 1985’lere kadar hızla gelişmiş olan faizsiz bankacılık sistemini başarı ile hayata geçirmişler, 1985-95 döneminde milli ekonomi için büyük önem taşıyan yabancı sermayenin ülkemize getirilmesinde önemli görevler ifa etmişlerdir. Ülke genelinde istikrarlı ve dikkatli bir tempoda gelişen Özel Finans Kurumları şube sayılarını hızla arttırmakta olup 550.000’i aşkın tasarruf sahibinin güvenini kazanmayı başarmışlardır. 2 Milyar Dolar civarında kaynağı ülke ekonomisinin hizmetine sunarak 2000 kadar personele istihdam imkânı sağlayacak düzeye ulaşmışlardır. Devlet Hazinesine doğrudan veya dolaylı biçimde ödedikleri vergiler trilyonlarla ifade edilmekte, diğer sosyal ve ekonomik katkıları her zaman takdirle karşılanmaktadır.

Konvansiyonel bankacılık hizmetlerinin tümünü müşterilerine “faizsiz” alternatiflerle sunan ÖFK’lar “kâr (ve zarar) paylaşımı” prensibine sadık kalarak bireylerden fon toplamakta, ve gerek döviz, gerekse TL cinsinden topladıkları bu fonları daha çok özel sektörün ticari (ve sınai) faaliyetlerinin finansmanında kullanmaktadır.

Bankalar Kanunu ve Güvence Fonu

Özel Finans Kurumları hukuki alt yapılarını güçlendirmek amacıyla Bankalar Kanunu kapsamına alan, 17.12.1999 tarih ve 4491 sayılı Bankalar Kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin Kanun, 19.12.1999 tarih ve 23911 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu düzenleme ile bu kurumların Türk mali sisteminin ayrılmaz ve tamamlayıcı bir parçası olduğu hususu ortaya çıkmıştır.

Özel Finans Kurumları 29.05.2001 tarih ve 4672 sayılı Kanun ile de hayatiyetlerinin devamı için vazgeçilemez kurumları olan Özel Finans Kurumları Birliği ve Güvence Fonu’na kavuşmuşlardır.

Soru-Cevap

SORULAR-CEVAPLAR

Özel Finans Kurumları nedir? Nasıl çalışır?

Özel Finans Kurumları mali sektörde faaliyet gösteren, reel ekonomiyi finanse eden ve bankacılık hizmetleri sunan kuruluşlardır.

Özel Finans Kurumları, tasarruf sahiplerinden topladıkları fonları, faizsiz finansman prensipleri dahilinde ticaret ve sanayide değerlendirerek, oluşan kâr veya zararı tasarruf sahipleriyle paylaşıyor. TL, USD ve EURO bazında vadeli hesaplarda toplanan fonlar, Üretim desteği, Finansal Kiralama ve kâr/zarar ortaklığı yöntemleriyle değerlendiriliyor. Ticaretin ve sanayinin ihtiyaç duyduğu, hammadde, yarı mamul veya mamul madde, gayrimenkul, makine veya her türlü teçhizatın temini, bu yöntemler aracılığıyla sağlanmaktadır.

Ayrıca halkın ihtiyaç duyabileceği bankacılık hizmetlerini sunarlar.

Özel Finans Kurumlarının kuruluş gayesi nedir?

Türkiye’de ve dünyada halkın bir kesimi, faiz gelirinden uzak durmaktadır. Bu nedenle klasik bankalara gitmeyen fonlar atıl kalmaktadır. Bu durum hem genel ekonomi açısından, hem de tasarruf sahibi açısından bir kayıptır.

Özel Finans Kurumları, mali sektörde bir yenilik olarak, klasik bankalara gitmeyen fonları ekonomiye kazandırmak ve tasarruf sahiplerinin fonlarını güvenle saklamalarına ve değerlendirmelerine yardımcı olmak amacıyla kurulmuştur.

Kuruluş aşamasında, dalında uzman kişilerin oluşturduğu heyetlerin görüşleri doğrultusunda ve dünyadaki uygulamalarından örnek alınarak, ÖFK’ların topladığı fonları değerlendirmek için yöntemler tesbit edilmiştir. Bu yöntemlerle elde edilen kazancın ticari kazanç niteliğinde olduğu ve faizden esaslı olarak farklılık gösterdiği konusunda bir görüş birliği oluşmuştur.

Finans kurumları, kâr zarara katılma hesaplarına dağıtacağı kâr payını nasıl belirliyor?

Vadeli olarak yatırılan tasarruf hesaplarına dağıtılacak kâr, fon kullandırma faaliyetlerinin neticesinde oluşan net kâr seviyesine bağlıdır. Toplanan fonlar, para cinsine göre USD, EUR ve TL havuzlarda toplanır. Fon kullanmak isteyen müşteriye talep ettiği para cinsi ve vade grubuna göre ilgili havuzdan fon kullandırılır ve bu işlemden doğan kâr (veya zarar) da prensip olarak ilgili havuza dağıtılır. Dağıtılan kâr, haftalık bazda hesaplanır ve her hafta başında ilan edilir.

Finans kurumlarının mali sektördeki payı nedir?

Bankacılık sektöründe beş Özel Finans Kurumunun toplam mevduatlar içindeki payı yaklaşık %2 civarındadır. Maalesef piyasa payı arzu edilen düzeyde değildir. Bunun değişik nedenleri vardır. Bu kurumlar genellikle sağlam işleri sevdiğinden yüksek geliri sağlayabilecek fazla riskli işlere girmemektedir. Faaliyetlerin ağırlıklı bölümünü oluşturan üretim desteği sistemi bir dönemden diğerine kâr farklılığı doğurabilecek bir yöntem değildir. Gelirlerin cezbedici olmaması nedeniyle ekonomik sisteme dahil edilmesi gereken milyarlarca dolar tasarrufun halen atıl vaziyette beklediğine inanılmaktadır. Diğer taraftan kurumların şube sayıları oldukça sınırlı olduğundan Türkiye’nin bir çok yerine halen ulaşamamışlardır. Bu kurumların kamuoyunun büyük bölümü tarafından tanınmayışı ya da bilmeden araştırmadan önyargılı davranılması da kurumların gelişimini engellemektedir.

Finans kurumları kullandırdığı fonları nasıl garanti altına alıyor?

ÖFK’lar emtia satarken, kâr zarar ortaklıkları kurarken veya finansal kiralama yaparken muhatap firmayı tetkik ediyor. Mali ve moralite yönünden istihbaratını ve analizini yapıyor. Sağlam ve çalışılabilir gördüğü firmalara, eldeki verilere göre bir limit tahsis ediyor ve bu limit dahilinde devamlı olarak çalışıyor. Karşı firmanın borcu karşılığında teminat olarak, sadece firmanın ve ortakların imzası ile yetinebileceği gibi, gerekli gördüğünde ya da piyasanın durumuna göre, kefil, ipotek, teminat mektubu vb. maddi teminatları talep edebiliyor.

Özel Finans Kurumları neden banka faizlerine yakın kâr payı dağıtıyorlar?

Bir çok çevrede zaman zaman dile getirilen bu soru veya şüphe, öncelikle doğru bilgiden kaynaklanmıyor. Bir kere, bankalar arasında bile büyük faiz farkları varken kâr payları ile faizler arasında bazı dönemlerde rastlanan arızî yakınlığı genelleştirerek oradan bazı yargılara varmak, doğru neticeler vermez. Diğer taraftan bankalar paranın yatırılması aşamasında vereceği faiz oranını belirliyor. Oysa ÖFK’lar geçerli kâr marjları üzerinden parayı değerlendirip, kazandığını paylaşıyor. Önceden bir belirleme kesinlikle mümkün olmadığı için bankaların takip edilmesi gibi bir durum sözkonusu değil. Reel ekonomik piyasada çok farklı sektörlerde ve ekonominin zorunlu kıldığı kâr hadleri dahilinde çalışıldığından normal kazanç seyrinin dışına çıkılması da zaten iktisaden mümkün değildir. Kaldı ki dağıtılan kâr payları bankaların faiz oranlarına çok yakın bile olsa bu yapılan işin aynı olduğu anlamına gelmez.

Dağıtacakları kârı önceden açıklıyorlar mı?

Dağıtılacak kârları önceden açıklamak hiçbir şekilde mümkün değildir. Gazetelerde ya da şubelerde ilan edilen kâr payları ileriye yönelik dağıtılacak kârları gösteren bir tablo değildir. Dikkatli bakılırsa, açıklanan rakamlar bir önceki hafta sonu itibariyle vadelere göre oluşmuş ve dağıtılmış kâr paylarını göstermektedir. Müşterileri bilgilendirmek amacıyla ilan edilmektedir. ileriye yönelik bir taahhüt değildir.

Finans Kurumları hep kâr dağıtıyor, hiç zarar dağıtmıyor, neden?

Kamuoyunda bu kurumların hiç zarar etmediği şeklinde yanlış bir kanaat oluşmuştur. Ticari hayatta kâr kadar zarar da doğaldır ve kaçınılmazdır. Her yaptıkları işlemden kâr elde etmeleri de mümkün değildir. Fakat ÖFK’lar sıradan bir ticari müesseseden farklı olarak Türkiye çapında çok farklı sektörlerden binlerce firma ile çalışmaktadırlar. Çalışacakları firmaları seçme şansına sahip oldukları gibi, her türlü istihbaratın ardından gerekli teminatları da almaktadırlar. Güvenmedikleri hiç bir firma ile çalışmazlar. Buna rağmen yapılan bazı işlemlerden ticari hayatın kaçınılmaz risklerinden dolayı zarar doğabilir. Mesela, müşterinin malî durumu bozulduğu için borcunu ödeyememesi veya kâr/zarar ortaklığı projesinin zararla neticelenmesi hallerinde bir zarar sözkonusu olmaktadır. Ancak, bazı işlerden oluşan zararlar diğer yüzlerce işten elde edilen kârdan mahsup edilmekte ve kalan net kâr dağıtılmaktadır. Bu da en çok, dağıtılan kâr payını aşağıya çekebilir. ÖFK müşterilerine aylık yüz bin liraya dört bin lira kâr dağıtacağına üç bin lira kâr dağılabilir. Yani tabiri caizse, yumurtaların hepsi tek veya birkaç sepete konmadığı ve yüzlerce, binlerce sepete dağıtıldığı için bir kaç sepetteki yumurtanın hasar görmesi neticeyi çok etkilememektedir.

Finans kurumları emtia satarken, finansal kiralama yaparken alacağı kâr payını nasıl tespit ediyor?

Burada normal ticari hayatta rol oynayan fiyat saptama kıstasları aynen dikkate alınır. ÖFK’lar genel olarak aşağıdaki koşulları dikkate alarak kullandırdığı fonlardan alacağı kâr marjını tesbit ederler:

  • Yapılan işin veya satılan malın piyasadaki kâr haddi, peşin ve vadeli alım satım fiyatı,
  • ÖFK’ların elindeki paranın (Mal alım veya yatırım gücünün) miktarı,
  • İş yapılan müşterinin pazarlık gücü (ölçeği, sağlamlık derecesi, yapılan işin hacmi, müşterinin devamlılığı ve kuruma sağladığı diğer faydalar)
  • Enflasyon oranı,
  • Müşterinin yönelebileceği alternatif finansman kaynaklarının maliyeti,
  • Çalışılan sektörlerin genel durumu,
  • Tasarruf sahiplerinin beklentileri,

Genel bir değerlendirme ile kâr hadleri tesbit edilir ve dönem dönem şartlara göre kâr hadleri değiştirilir. Ülke ekonomisi bir bütün olduğuna göre, burada piyasada oluşan kâr hadlerinin çok altında veya çok üstünde kâr tesbit etmek mümkün değildir. Nihayetinde reel sektörde faaliyet gösterilmekte olup, kâr hadlerini de piyasa belirlemektedir.

Özel Finans Kurumları başka hangi hizmetleri veriyor?

Topladığı fonları değerlendirme ve nemayı paylaşma işlemlerinde bankalardan esaslı olarak ayrılan ÖFK’lar diğer bütün bankacılık hizmetlerini sunmaktadırlar. Saymak gerekirse; özel cari hesaplar, teminat mektubu verme, akreditif açılması, çek karnesi verilmesi, çek ve senetlerin tahsile alınması, takas, ihracat akreditiflerinin ihbar ve teyid edilmesi, tüm kambiyo hizmetleri, seyahat çeki verilmesi, döviz alım satım işlemleri, yurtiçi yurtdışı havale ve transfer işlemleri, kredi kartları, İSKİ ve İGDAŞ tahsilatları, çek, poliçe bono, temettü belgesi, konşimento vs. keşide edilmesi, tanzim ve kabul edilmesi.

Özel Finans Kurumlarının fon toplama ve fon kullandırmada faizli bankacılıktan işleyiş farkı nedir?

Bir getirinin faiz olabilmesi için kazancın önceden belli olması ve paranın karşılığında para kazanılması gerekir. Örneğin klasik bankalar belli bir faiz karşılığında mudilerden para toplamakta ve yine ilan edilen faiz oranlarında nakit kredi olarak ihtiyaç sahiplerine sunmaktadırlar.

Kâr payında ise halktan para toplanırken belli bir gelir taahhüdünde bulunulmadığı gibi ana para garantisi dahi yoktur. Bu kurumların çok dikkatli ve emniyetli işler yapmaları paranın tek güvencesidir. Tasarruf sahibi bir kere bu riske girmektedir. Ülkemiz uygulamasında ÖFK’ların halkın parasını son derece dikkatli ve emniyetli değerlendirdiği görülmektedir. Ve emniyet prensibi ön planda tutulduğundan ÖFK’lara parasını yatıran tasarruf sahipleri genel olarak nisbeten düşük geliri ile yetinmektedirler. Bilindiği üzere ekonominin temel prensibi “az risk az geliri, çok risk çok getiri”dir.

Diğer önemli bir fark ise, ÖFK’larda nakit kredi sistemi yoktur. Mutlaka reel ekonomik faaliyet ve tamamıyla faturalı, kayıtlı işlem finanse edilmektedir. Bu ise kazancın bir alış verişten doğmasına neden olmaktadır. Ekonomik sonuçlarına bakıldığında, bir defa kullandırılan fon kesin olarak amacına yönelik olmaktadır. Piyasada ticareti hareketlendirmektedir. Üreticiden, nakliyecisine kadar bir çok sektör bu işten istifade etmektedir. Kullandırılan fon karşılığında bir emtia olduğundan fonun geri dönme yüzdesi artmaktadır. Ekonomi kayıt altına alınmakta devlete trilyonlara varan KDV ödenmektedir.

Yani yapılan iş bir tür toptancı üstü ticarettir. Mal satımında ÖFK’nın alacağı kâr başta tesbit edilir ve borçlanan şahıs hangi tarihte ne ödeyeceğini bilir. Yani müteşebbis açısından bir belirsizlik yoktur, bu da firmalar için önemli bir avantajdır.

Faiz başka, alış verişlerden elde edilen kazanç başkadır. Herhangi bir toptancının yaptığı faaliyet sonucu elde ettiği kazanca nasıl kâr deniyorsa, ÖFK’ların temin ettiği kazanç ta kârdır, hiç bir farkı yoktur.

Dünyada başka örnekleri var mı?

Özel Finans Kurumları, 1970’li yıllardan itibaren dünya mali gündeminde tartışılan bir konudur. Türkiye’deki ilk uygulaması ise, 1985 yılında AIbaraka Türk ve Faisal Finans Kurumu tarafından başlatılmıştır.

Faizsiz bankalar, iştirakleri ve şubeleri ile halen 60’dan fazla ülkede faaliyet göstermektedirler. Bünyelerinde faizsiz esaslara göre çalışan birimler kuran batılı kurumlar da vardır. Bunlara örnek olarak, Citibank, HSBC Bank, Union Bank of Switzerland, Kleinwort Benson, ANZ Grindlays, Goldman Sachs gibi müesseseler sayılabilir. Batılı bankalarca kurulan ilk bağımsız faizsiz banka, Citibank tarafından 1996 yılında, 20 milyon USD sermaye ile Bahreyn’de kurulan Islamic Investment Bank’dır.

Özel Finans Kurumları şubelerinin bulunmadığı yerlerden nasıl hesap açtırabiliriz, paramızı nasıl çekebiliriz?

Her Özel Finans Kurumunun yurtiçinde bir veya iki tane muhabir bankası bulunmaktadır. Bu muhabir bankalar vasıtasıyla ücretsiz olarak herhangi bir ÖFK şubesine para göndererek hesap açtırabilir, hesaplardan para çekilebilir, ÖFK’nın çeki tahsil edilebilir, havale yapılabilir havale istenebilir.
Ayrıca EFT sistemi ile yurdun her tarafına para ulaştırılabilir. Günümüz teknolojisinde bu sorun rahatlıkla çözülmektedir.

Yurt dışında ise yaygın muhabir banka ağı bulunmakta olup, her türlü dış işlem çok rahat yürütülebilmektedir.

Hesap cüzdanlarımızda “hesap değeri” diye bir bölüm bulunmakta ve burada bir rakam yer almaktadır. Bu nedir?

Bu müşteri ÖFK’nın herhangi bir şubesine örneğin 1 ay vadeli 10 milyar TL yatırmış olsun. Bilgisayar sisteminde mevcut programlar sayesinde paranın yatırıldığı zamanda 1 ay vadeli hesaplarda mevcut toplam tasarruf içindeki yüzdesi hesap edilir. Bir tür hisse oranıdır. Ve haftalar itibariyle oluşan kârdan bu hisse oranında hesaba kâr dağıtılır.

UYARI: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Bu sitede yer alan bilgiler; doğru olduğuna inanılan, halka açık çeşitli kaynaklardan alınmış olup, bilgilerin her türlü kullanımı sonucundaki kayıp veya zararlar, siteye ve yazarlarına hiç bir borç, sorumluluk veya mükellefiyet yüklemez. Site içeriği, yazılar ve tablolar, izinsiz olarak kopyalanamaz ve kullanılamaz. YASAL UYARI FinHat © 2007-2015
PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com